
PS. Deviantart'ı bile Adult/Sexually Explicit diye engelleyen bir Safe@Office uygulamamız var. Bu şirketten nefret ediyorum.

Cumartesiden beri çok tedirginim a dostlar. Çelik kapı takılacaktı sabahtan, adam kapıyı 2 dk boyunca (yataktan kalkıp saçıma toka takıp kapıyı açana kadar) yumruklaya yumruklaya evdeki herkesi zıplattı. "Ne var alacaklı gibi ne yumrukluyosun kapıyı?!" diye çıkışınca da işte duymadınız sandım da öyle de böyle de diye kıvırdı ama güne bir baş ağrısıyla başlamamıza sebep oldu. Yanında 2 tane zenci yardımcı getirmişti bir de. Bilmeyenler için bir hatırlatma, ben az buçuk ırkçıyımdır. Şöyle ki, Türkiye'deki zencilerden korkarım. Adamların kendi yaşam alanlarında (bir Afrika'dır, bir Amerika'dır, Fransa'dır) korku duymam ama buradakiler Afrika'dan gelip genelde pis işlerle uğraşan adamlar olduklarından uzak durmaya çalışırım. Bir nevi yamyam, bir nevi yerli, diğer nevi tamtamcılar yahu. İşte bu zencilerden biri bana bakıp durdu bütün kapı takma olayı boyunca, ben de bir iki kere "Ne var? Bir şey mi lazım?" filan dedim. İşin bitmesine yakın bir kartvizite yazdığı numarasını bana uzatıp "Call me" dedi ki benim bet beniz attı. Kartı bırakıp "No" dedim, bir 10 dakka sonra giderken gene kartı uzatıp "Pshtt Call me" demesiyle de "No I won't, go away!" şeklinde son derece ne yapacağını bilemez bir cevapla yolladım. Şimdi şikayet etsem ustasına, Müslüman takılan adam belki tutup işten atacak herifi sonra al başına belayı. Bir de evdekilerin alay konusu olmak var :p
En güzel kısmı en sona sakladım. Tam elektrikçi çağırıp saatteki mührü kırdırırken İtalya'da yaşayan ev sahibim apartmandan içeri girip bizi saati kurcuklarken gördü. İ-tal-ya'da ya-şa-yan! Bunun olma olasılığı nedir ya?!

Oldukça gözde olan bir uygulama var son zamanlarda; blog/site üzerinde çekilişle hediye vermek. Bu tür bir cömertliği takdir ederek son karşılaştığım bir tanesinin haberini de geçiyorum. Çıkmaz demeyin, şansınızı deneyin :)
Günümüzde gençler "korunmak" deyişinden istenmeyen gebelik ya da en fazla AIDS'e karşı önlemleri anlıyor. Size en az onlar kadar tehlikeli bir konudan bahsedeceğim bugün; rahim ağzı kanseri.
Julian Beaver ismi çok tanıdık gelmiyor olabilir ama tebeşirle sokaklara çizdiği 3 boyutlu resimlere çoğu internet kullanıcısı aşina. Kendisi Türkiye'de imiş haftasonu, Cevahir AVM'nin davetlisi olarak. İstanbul'u temsil eden bir resim yapılması istenmiş Julian Bey'den, öneri olarak da bir bina resmi yapması söyleniyor. (İstanbul'un sembolü bir bina mı olacakmış?! Durun bakalım tahmin edeyim, Cevahir Holding binası filan olabilir mi talebiniz??) Bunun üzerine ressamımız bina yapmaktan hoşlanmadığını söyleyip oturup düşünüyor, araştırıyor ve İstanbul'u "lale, tavla, nargile, Türk lokumu, cezve, çaydanlık, çay bardağı ve kilim" motifleriyle tasvir etmeye karar veriyor. (Tam da Turizm Bakanlığı'nın yaptırdığı Türkiye tanıtım reklamlarına benzemiyor mu? Derin araştırmalar reklamı izleyerek geçen 3 dakika sürdü herhalde?) Her neyse, binadan daha iyidir. İşte Türkiye'nin 3 boyutlusu :
Her bir iş görüşmemden ayrı birer makale konusu çıkarabilirim sanırım.
Kıh kıh kıh...
Hayatımda gördüğüm en problemli mail programı bu Lotus Notes denen zımbırtı.
Birkaç zamandır televizyonda dönen Erikli reklamında 19 lt damacaların depositosuz olduğunu duyan La Santa Roja ve ev arkadaşı Melo, madem ekstra para vermeyeceğiz 1 şişe daha alalım eve de biri bitince yedeği olsun diye düşünür. Erikli'den 2 su isterler, 1'i yeni damacana diğeri de evdeki boş yerine. Su fiyatı 7,90 YTL olduğundan 15,8 YTL'yi hazır ederler. Fakat gelen sucu amca kendilerinden 22,8 YTL talep eder; damacana depositosu 7 YTL'dir. TV'de dönen reklam kendisine söylendiğinde de halihazırda başka bir marka damacanası olanlar için Erikli'ye geçmenin bedava olduğunu bildirir. Ee, reklamlarda böyle birşeyden bahsedilmemektedir ki?
Bir kere çok normal ürünleri o kadar garip hallere sokmuşlar ki insandan merak uyandırıyor. Mesela bakın, bu bir Katı Şampuan. Çok yoğun bir yasemin kokusu veriyor ve 80 yıkamaya kadar dayanıyormuş. Köpürtüp saçlarınıza sürüyor ve yıkıyorsunuz. Benim gibi en son 10 yaşında annesi tarafından saçına Hacı Şakir beyaz sabun sürülen birisi için katı haldeki bu maddeyi kullanmak ilginç olacak.
Ya da Banyo Balistiği dedikleri dondurma toplarına benzeyen toplar var. Küvete attığınızda 3-4 dakikada bütün kokuyu ve muhteviyatındaki yağları suya veriyor. Şu yandaki resimdeki biraz daha alengirli, suya atıldığında içindeki kalpler ve çiçekler de suda yüzmeye başlıyormuş. "Ah bir jakuzim olsa kocaman!!" dedirtiyor. Bizim çükko küvette işlerin zorlaşacağına eminim.
Bildiğimiz Banyo Köpüğünün katılaştırılmış halleri var mesela. Elinizle ufalayıp küvetin içine biraz atıyorsunuz, sonra da suyu açıp köpürmesini izliyorsunuz. Ben bunu ufalamaya kıyamam gerçi :p Ama şunu da belirtmeli ki mağazalarında bu fotoğraftaki gibi sanat eseri halde bulunmuyor bu arkadaşlar. Benim gördüklerim azcık yandan yemiş idi; çiçeği ezilmiş, diğerine değdiği için şekli biraz deforme olmuş gibi gibi... Henüz denemedim ama deneyenlerin yalancısıyım, durulanmaya gerek olmadan çıkıyormuşsunuz banyodan. Çok Amerikanvari...
Döndüm ben.

PS. Mrs. Gonzales İspanyolca öğretmenimizdi ve evet, bize öğrettiği ilk cümle kendini sempatik olarak nitelendirdiği, başlıkta geçen kelime öbeği idi. Zavallıcık...



* Şu dünyada canımı verebileceğim 3 kişi var derdim. O 3'üne dışarıdaki ciğeri 5 para etmez insanlara gösterdiğim sabrın yarısını bile göstermemeye başladım. Hep orda olacaklar ya, peh...
* Çok arkadaşım var sanırdım, çoğu 4 günlük bir şeymiş.
* Kendimi hırssız diye nitelendirirdim, canımı sıktıklarında insanları itin götüne sokmaktan ve gözlerini oymaktan çekinmediğimi farkettim.
* Çok naiftim, keşke hala öyle olsam.
* Mümküm olduğunca uzun yaşamak isterdim, artık bir noktadan sonra bıkarım gibime geliyor.
* Büyüsem de içimdeki çocuk baki kalacak derdim, uzun zamandır ufaklıktan haber alamıyorum.
* Süperwoman'ım, herşeyin altından kalkabilirim diye düşünürdüm. Çok yoruldum.
* Ailemden hiçbir şey saklamam sanırdım, saklamak gerekiyormuş.
* 6-7 yaşlarındayken elime bıçağı her alışımda karnıma saplamak gelirdi içimden. Şimdi metro gelirken önüne atlayıveresim geliyor. Ama ölümden hala çok korkuyorum.
* Ölümden daha çok korkuğum şey yakınlarımın ölmesiydi, şimdiyse yaşlanmak.
* Aynalara doyamazdım. Şimdiyse bakmayı içim kaldırmıyor, herşeyden bu kadar yakınıp değiştirmek için hiçbir şey yapmayan tembel ve kabullenmiş, yenik kadını görmek istemiyorum.
* Eskiden yüzüme bakıp ruh halimi anlayabilirdiniz, artık çok güzel rol yapıyorum.