15 Nisan 2009

Hepi Börtlek Suyu

Mimar Sinan, iyi ki doğdun. İyi ki yeteneğini kullandın, bıkmadın, yılmadın, başardın.
Google, afferin hulen.

14 Nisan 2009

Freedom

3 yıl 4 ay 5 gün...
İstediğin özgürlük senin artık, güle güle kullan.

13 Nisan 2009

Silkelen!

I refuse to be a victim.
Sigarayı bile 1 günde bıraktım, baksana sen şu göze...

11 Nisan 2009

Bite me

Google aramasına bak : "alice in wonderland deli la santa roja"
Senin ağzına tükürürüm ben. Zaten asabım bozuk!!!

8 Nisan 2009

No Subject

Hayatımın "survive etmek"ten ibaret olduğunu farkettim.
Mutlu değilmişim uzun süredir. Mutlu muyum diye düşünmemişim bile.
İşimi sevmiyorum, evimi sevmiyorum, eşimi seviyorum ama o beni sevmiyor, Üzüm'ü seviyorum ama gene nevresimimi yırttı, Mina'yı seviyorum ama perdeye asılıp kornişi tavandan söktü, TicTac'ı sevmiyorum - hergün odamın kapısının önünden bok ve sidik temizlemekten bıktım, Süper Woman gibi her işimi kendim halletmekten yoruldum - birilerinin benim için birşeyleri düşünüp halletmesini istiyorum artık, kredi kartı borcu ödemekten sıtkım sıyrıldı - duygusal açlığımı para harcayarak kapatmaya çalışıyorum galiba, bir ilaca bağımlı yaşamak istemiyorum - astım ilacına ara verdiğim an gene hasta oluyorum, şikayet etmekten gına geldi ama başka hiçbir şey yapmıyorum.
Sanırım göçmenlik başvurusu yapıp siktir olup gideceğim.

Tanrılar biz insanların plan yaptığını görüp eğlenirlermiş.

Gıccık Kız Vol.5

Alarmı 07:00'a kurmuşken 06:55'te uyanmaya gıcık oluyorum!
Yatsan yatılmaz kalksam kalkılmaz Allaam tam bir dilemma, tam bir eziyet!

Mismatch

Cep telefonu kayıtlarında kod adları kullanmaya başlasam iyi olacak. Dün Emrah'tan gelen mesaja cevabı Emo'ya attım. İşin kötüsü Emrah'tan gelen mesajı Emo'dan geliyor diye okumuş ve ona göre bir cevap yazmış idim. Emrah ve Emo'nun yüzleri elbette zihnimde ama hangisi hangisi bilmiyorum!! Hatta ve hatta bir diğer ihtimal de iki numaranın da Emrah'a ait olması. Tamamen bir karışıklık. Bu insanlar da neden "Yanlış mesaj attın bana" ya da "Cevap atsana bana hulen" diye haber vermiyorlar ki :p Birazdan arayıp kim kimmiş öğrenmem lazım :p
Hep garip gelirdi insanları telefonuna Portakal, Zomzom, Gacı, Silgi, Cadı, Sipsi, Tarzan gibi lakaplarla kayıt edenler.

Artık sizi anlıyoruumm!!

6 Nisan 2009

Gıccık Kız Vol.4

Eczanede reçetedeki ilacın değil de muadilinin verilmesine gıcık oluyorum. Bir sor bari, muadili var vereyim mi diye değil mi?

Diet Raporu 2

Cumartesi günü besin listesi:

Kahvaltı : Form Çayı
Akşam : Nesit + Light Süt
Gece : 1 bira, 2 votka-limonata, 1 avuç soslu mısır, 2 çatal kestaneli pasta.
Sabaha karşı 4 : Sevdiceğin yoğun baskı, tehdit ve ambargosu sonucu 1/2 tb. Meksika fasulyesi, azcık yoğurtlu közlenmiş patlıcan, 2-3 kornişon turşusu.

Görüldüğü üzere açlık grevi rejimim 3 günün ardından sona erdi. Sonuç -1,5 kg. Sigara bırakınca sigara çok ağır kokar ya, yemek kokuları bende aynı etkiyi yapmaya başlamıştı. Neyse, oldum 54,5. Kaldı verilecek 4,5. Sirkeli suya devam :p

4 Nisan 2009

Diet Raporu

Cuma günü besin listesi:
Kahvaltı : Müsli + Light Süt
Form Çayı
Öğle Yemeği : Akdeniz Salatası
Sirkeli Su
Akşam : Form Çayı

Bu sabah tartı göstergesi : -500 gr.

Olcak bu iş olcak...

3 Nisan 2009

Kaleydoskop

5-6 yaşlarındayken annem, okulundaki bir fizik öğretmeni arkadaşına cam düğmeler ve küçük aynalar alıp vermişti, bana kaleydoskop yapması için. Hayatımda en sevdiğim ve en uzun süre elimden düşürmediğim oyuncağım olmuştu bu, sonra ne oldu da yok oldu hiiç hatırlamıyorum. Dışını Eti Cici Bebe poşetlerinin tersiyle kaplamıştı adam, gümüş rengiydi çiçek dürbünüm. İçindeki kırık cam düğmeler aynalarda yansıyıp görsel bir şölen sunardı minicik bana. Bu siteyi görünce geldi aklıma bunlar. Özlemişim :) Gidip kendi kaleydoskopunuzu yapın bakalım.

Pikatel'e Açık Mektup

Sayın Pikatel,

Öncelikle bu mektubu size 20 saat önce yazmış olsaydım pek çok küfürden ibaret bir metin olacağını belirtmek isterim. Fekat şu anda duygularım tamamen değişmiş durumda. We love you. Come kiss us.
Ben ve Melo'dan oluşan ev ahalimizin 2 kişilik insan kısmı, dün wireless modeme bağlamak üzere 7 dpi bir modem alıp bunu TTNet'in kampanyasından başımıza kalan Pikatel modeme bağlamaya çalıştık. Lakin modeme sonradan anten bağlanacak bir giriş yapmamışsınız, dötsünüz. Bunun üzerine modemi açmaya karar verip vidaları bulamadığımız için çileden çıktık ve modemin plastik kısımlarının soğuk pres olduğunu kabul ederek, kenarlarından ve köşelerinden aynı anda 2 tornavida, 1 çakı ve 2 meyve bıçağıyla daldık. (Çok hardcore oldu.) Bu esnada Melo mevcut antenin kablosunu kopardı. Bu şekilde yaklaşık 1 saat modeme inanılmaz işkenceler yaptıktan sonra ayakların altına gizlediğiniz vidaları farkettik ve modemi adera birer insan gibi açtık. Kopan anten kablosunu sıyırıp yeni modemin girişine sokup yalıtkan bantla sabitledik. Modem denen şeyin ne kadar basit bir mekanizma olduğunu görüp hayıflandık ve bıçak darbeleriyle yamulan çıkıntıları düzelttik. Bu akıl almaz işlemlerden sonra modemi kapatıp kablolarını taktığımızda aletin çalıştığını gördük.
İşbu Kalite Kontrol deneylerini sizin adınıza gerçekleştirdik. Rahatlıkla söyleyebiliriz ki modeminizi kutulayıp köpükleyip satmanıza gerek yok. Kesekağıdına koysanız da birşey olmaz. Ayrıca aletin takoz, kapı stoperi, mala, havan döveği, değirmen taşı, sarma yaparken tencerenin üzerine koyulan tabak, tuğla ve kaya olarak kullanım olanağı olduğunu söyleyerek reklam ve pazarlamanın alasını yapabilirsiniz.
Yine de bir daha dünyaya gelsem Pikatel alır mıyım, almam.

Saygılarımla,
La Santa Roja

Feyk atış

Son birkaç gündür yazdığım şeyleri okuyunca 4-5 kilo fazlalığına kafayı takmış, blumia ve estetik ameliyat yolunda, kokoş, uzuun lüle lüle sapsarı saçlı ve Bülent Ersoy makyajlı dolanan, Starbucks'ta double-shot non-fat latte içen, kafasının ve ezberinin çalıştığı tek konu kozmetik ve diet ürünleri olan, gerzek bir Akmerkez kızı portresi çizdiğimi farkettim.
Oysa ki turuncu kısa sayılabilecek saçlı, işe spor ayakkabıyla gelen, pantolonunun paçaları yerlere süründüğü için yırtılan, bastıbacak, sadece iş çıkışı arkadaşlarıyla buluşacağında saat 17:20'de makyaj yapan, elinde olsa pijamayla işe gelecek bişiyim. Eheheh komik miyim neyim :)
İzleyiciyi yanıltmak hiç hoş değil Nalan...

No More fat!

Kendimi koca karı ilaçlarından medet uman umutsuz ev kadınları gibi hissediyorum.
Bloglardan birinde okuduğum her yemekten sonra çeyrek bardak ılık suya 1 çorba kaşığı elma sirkesi katıp içme işlemini denedim. Sirkenin bu kadar rezil birşey olduğunu hiiiç bilmezdim. Kokusu burnumdan çıkmadı akşamdan beri beehhh!
Fakaatt!
1 günlük çalışmamın karşılığı -700 gr olarak dönmüş durumda. Sabah müsli, öğlen salata, akşam üzeri 1 saat Ebru ile pilates, (Eveet karnımı ve iç bacaklarımı çok iyi hissediyorum ve naturel duruşa dönüyorum.) akşam Nesfit, üzerine sirkeli su, gece yatmadan da Form çayı. Bu rejim işini bilmiyorum ama bokunu çıkarmış olabilirim. Acemi doktorun candan, acemi imamın imandan ettiği gibi acemi rejimci de sağlıktan eder mi ki...

Samimi karşılama

"Facebook'a Hoşgeldin" mesajını
"Kanka Hoşgeldin" diye okudum.
Hayır, birşey kullanmıyorum. Sadece biraz önce ilk kez Form Çayı içtim. Kafa yapıyo galiba.

2 Nisan 2009

Kapışı Kaptın mı?

Blogger'da yerleşim ayarlarını yaptığınız sayfanın header'ına baktınız mı hiç?
"Düzeni Düzenle"
İlahi Blogger :D

Dikkat! Erkekleri ilgilendirmeyen yazı

1 aydır falan kendime acayip bakmaya başladım.

Hayatımda ilk defa her akşam makyajımı siliyor, yüzümü temizliyor, tonikle canlandırıp gözaltlarımı ayrı yüzümü ayrı nemlendiriyorum. Haftada bir peeling yapıyorum.
Yine hayatımda ilk defa rejim yapmaya çalışıyorum. Sigarayı bırakmamın ardında 56 kiloya çıktığım için kahvaltımı yulaf, öğle yemeğimi salata ile geçiştiriyorum. Akşamı sormayın, dün krokanlı fındık ezmesi kaşıkladım :p
Her öğünden sonra dişlerimi fırçalamak OK de, bunun yanında her gece yatarken diş ipiyle bütün dişlerin arasını temizleyip gargara yapıyorum. Arkadaki ulaşamadığım diş araları için Watsons'dan böyle çatal gibi birşeye gerili hazır diş iplerinden bile aldım.


Duştan sonra saçlarıma önce renk koruyucu bakım kremi, sonra Elidor 7/24 Şekillendirici, üstüne de saç parlatıcı serum sürüyorum. Bu arada Noni'nin önerdiği Amway kıvırcık saçlar için köpüğü alıp denedim. Sonuç çok başarılı, turuncu lülelerim elektriklenmeden salınıyor gün boyu. Tavsiye ederim tüm cıvırcıklara.
Haftada bir oturup manikür yapıyorum, kütikülleri temizleyip öjemi sürüyorum. Ojenin rengi 2-3 günde bir değişiyor.
Lazerli epilasyona başlayacağım önümüzdeki hafta. No more kıl tüy!

Birileri bana orta yaş krizine daha yaklaşık 8-10 yılım olduğunu hatırlatmalı.

Kumrular Gibin

Birkaç haftadır sabahları tek başına görüp üzüldüğüm kumruyu eşiyle birlikte gördüm bugün. Sevindim önce, olley ölmemiş meğer diye. Sonra bu kadar zamandır ortada olmadığına göre kuluçkada olduğu, şimdiyse yumurtaya birşey olduğu için tekrar ortaya çıkmış olabileceği geldi aklıma. Sevinilecek gibi görünen birşeyin altında bir trajedinin de yatabilmesi ne garip.

1 Nisan 2009

April Fool

Kimseye 1 Nisan şakası yapmadan ve kimsenin 1 Nisan şakasına maruz kalmadan mesai saatlerimi bitirdim. Kös kös evime gidiyorum.
Çok monoton bir hayatım var yareppim!

Çulsuz Alice

Aradan 17 yıl geçtikten sonra klişe bir şekilde facebook'tan ilkokul arkadaşlarım tarafından bulundum. En son olarak tee ilkokul 4'ün başında gördüğüm insanlarla bir araya gelme fikri biraz tedirgin edici idi ama bir araya gelince son derece eğlendiğimi ve o insanları gayet tanıyormuşum gibi hissediğimi farkettim. Amma ve lakin büyük bir problem var;

Hepsi bildiğin concon!!!


Cuma akşamı buluşup Suadiye'de yemek, peşinden Cadde'de eğlence derken bendeki para rezervi, zaten ay sonu olması itibariyle kuruyup cücük kadar kaldığı içün, bitiverdi. Dönüşte beni Bostancı-Taksim dolmuşlarına bırakmalarını rica ettim ama yurdum delikanlıları saat 4'te böyle birşey yapamayacaklarını belirttiler. Poker yüzümü takınıp taksi durağına bırakmalarını söyledim fakat cebimdeki 10 TL ile anca dolmuş durağına gidebilirim muhtemelen. Neyse ki blöfümü yiyip o saatte bunun da mümkün olmadığını söyleyip beni evimin önüne kadar bıraktılar. Bu cuma da rakı-balığa davetliyim ama güzelim bir Beyoğlu meyhanesi yerine Reina'daki skindirik bir balık lokantasına olduğundan adım gibi de eminim. Her hafta böyle bir atraksiyona katılırsam en iyi ihtimal limon satmam gerekebilir.
Derhal annemi aradım:
-Annem, siz beni ne menem bir okula gönderdiniz? Bu insanlar Nişantaşı'nda, Cadde'de filan oturuyorlar. Ben daha ev arkadaşsız 2+1 eve çıkamamaktayım? !
-Biz tüm imkanlarımızı zorladık, sana yatırım yaptık çocuğum. Kolej bebesi yaptık seni.
-İyi yapmışsınız anneciğim.

Gönlüm zengin ama herşeyin de bir şeyi var yahu.

Gıccık Kız Vol.3

Antepfıstığı yerken kabuğun yamuk bir şekilde kırılıp fıstığın bir parçasının içeride kalmasına gıcık oluyorum.

Seç-me-n

Benimkisi gibi ses getiren politik olaylarla, gündemdekilerle de ilgili yazılar yazan bir bloğun seçime de değinmesi beklenir herhalde.
İnanın hiiiiiiç içimden gelmiyor. Neyini yazayım Allaha'sen.
Zorla mı...

31 Mart 2009

Pamuk Eller Cebe!

Google'da birkaç gündür "Alice fatura öğrenme" diye aratan Almanya'dan bağlanan arkadaş...
Ödeyeceksen hepsini detaylı olarak maille gönderebilirim.
Yem olması açısından söylüyorum; son doğalgaz faturam 209 TL idi. ADSL de 45,5 TL. Nasıl, heyecanlandın mı beybi?
Daha fazlasını öğrenmek istiyorsan çeki görelim.

Hoşgelmiş bahar

Öğle arası Kandilli İskelesi'nin dibinde, deniz kenarında, montumu çıkarıp güneş gözlüğümü takıp balığımı yedikten ve dönüşte arabanın camını açıp püfür püfür estirdiğimden artık gönül rahatlığıyla söyleyebilirim:
Bahar geldi!!!

I love my lungs

Yaklaşık 2 aydan sonra dün açık paket elime gelince 1 tane yakayım dedim. Tek nefes çekip söndürdüm. Ağzımın içindeki rezil tadı bunca senedir nasıl sevmişim diye kendime şaştım. Anladım ki;
Ben sigarayı gerçekten bırakmışım.

Unsafe Office istiyorum!

Bu Safe@Office sıktı artık. Gün içinde en çok takip ettiğim blogların sayfalarını bile açtırmamaya başladı. Reader'dan okuyorum ama sıra yorum yazmaya gelince sayfanın açılmasıyla engellenmesi bir oluyor. O esnada el çabukluğuyla "Yorum" butonuna basabilirsem ne ala. Delireceğim. Var mıdır buna bir çözüm bilen?


Örnek; Ceset'in sayfasını açmaya çalıştığında La Santa Roja'nın karşılaştığı nahoş pencere.

30 Mart 2009

NPS

Need Por Speed (İspanyolca'mız da var :p) gibi birşey mi sandınız?
Hohoyt!
Bildiğimiz Nizam Pide Salonu imiş bu. Logo yapmışlar. Ya da yıllardır var ama ben ilk defa ayık halde orda yemek yediğim için yeni farkettim :p

29 Mart 2009

Alış-veriş


Threadless'tan son indirim çağrısı!
Yarın son gün, $5'lık tshirtleri kaçırmayın.

Sabır

Kendinizi tutup tutup, alttan alıp alıp, içinize atıp atıp, dişinizi sıkıp sıkıp, içten içe yiyip bitirip, banyoda ağlayıp ağlayıp, dışarda gülüp gülüp, en sonunda dayanamayıp saçma sapan bir yerde patladığınız olur mu?

Benim çok olur...

27 Mart 2009

Bald

Yaşlılıktan saçları dökülüp iyice seyrelip de kafa derileri görünen kadınlar var ya...
Çok korkutuyorlar beni.
Bir kadın saçsız kalmamalı :(

26 Mart 2009

Kifayetsiz Dil

İnsan duygularının doğruluğundan nasıl emin olur acaba?
Demem o ki, mutlu olduğumuzu düşünüyoruz mesela. Diğer insanların tanımladıkları "mutluluk"la aynı mı hissettiklerimiz? Üzgün olduğumuzu düşünürken diğerlerinin üzüntüsüyle bizim üzüntümüz aynı mıdır? Başkalarının beyninin, kalbinin içine girip onun hislerini hissedemeyeceğimize göre duygu gibi garip bir şeye nasıl kalıp olarak isim takabiliyoruz?

- N'aber Ayşaa?
- Çok mutluyum gıı, Sayısal'ı tutturdum.

Ayşa'nın "mutluluğu" ile senin Sayısal'ı tutturduğunda hissedeceğin mutluluk bir mi? İkisine de mutluluk denivermiş işte.

- Nasıl gidiyor Hamit?
- Çok üzgünüm, ceylan gözlüm bal dudaklım ayva göbeklim beni terketti. Öküzmüşüm de.

Hamit öküzünün üzüntüsü ile sizin "Üzgünüm" lafını söyleyebileceğiniz herhangi bir durumdaki hisleriniz aynı mı? İkiniz de "üzgün"sünüz işte.

Duyguları kelimeleri kullanarak, terimsel ifade etmek ne garip. İnsanlar aya bile çıktılar da kendi dillerinin kifayetsizliğine bir çare bulamadılar.

Ne alakası var?!

Uğur Dündar'ı severim. Çocukluğumdan bir hatıra gibi gelir. Hiçbir ülkede araştırmacı gazetecilerin herşeyi araştır(a)maması gibi o da herşeyi araştırmaz, ama arada ses getirecek ve nispeten zararsız birkaç konu bulur, altını deşer, programına koyar, bunlarla bile birilerini kızdırır. Bu olanlar bir birikimin eseri mi, yeni bir çukur mu deşmeye başladı Mr.Dündar bilmiyorum, ama bir adamın karısı tarafından aldatılması iddiasının Ergenekon davası iddianamesinde ne işi var onu anlayabilmiş değilim. Kaldı ki böyle bir iddianın, cart diye halka açıklanması da garip. Türk insanının "namus"u çok kıymetlidir ya, hem de Uğur Dündar gibi her kesimden insanın güvendiği, sevdiği, takip ettiği bir insana böyle bir iftira, en iyi ihtimalle yargıya olan tepkiyi arttıracak. E istenilen bu OK de, Ergenekon davasının hükümet güdümlü olduğunu düşünmeyen yok, kendilerinin de bu tepkiden nasiplerini almayacaklarından nasıl bu kadar emin olabiliyorlar? Sonuçta oy tabanları hala bu tür şeyleri hayat memat meselesi yapan saf salaklardan oluşuyor. İlginç...
Öte yandan bir erkeğin karısı tarafından aldatıldığının iması dahi intihar edecek kadar korkunç, ölümcül, dünyayı başına yıktıracak birşey midir? Nedir bu abartı Sayın Dündar? Herkes sömürdü milletin onur, gurur, haysiyet duygusunu gerçi. Azcık da sen sebeplen n'olacak... Ama son cümleleri de ne acı:

Namusuma kurşun sıkıldı: Bu bizim yargımızın Ergenekon iddianamesini hazırlayan savcılar benim onuruma, şerefime aile namusuma kurşun sıktı.B TV'nin haber müdürünün bir mailinde yazanlar: Uğur Dündar ve Aydın Doğan ile ilgili ciddi belgeler ve fotoğraflar vardı. Mesela Uğur Dündar'ın aile ilişkileri. Karısının sürekli Brezilya'ya gidişi...İntihar ederim: Benim eşim evlendikten sonra hiç bir zaman tek başına yurt dışına çıkmadığı gibi hayatında Brezilya'ya gitmedi. Evliliğimiz döneminde Brezilya'ya gittiğini biri çıksın ispat etsin. Ben şu dakikada görevimi bırakacağım. Hatta intihar bile ederim. Bu namus meselesi.Yandaş basına malzeme: Birisi iftira atacak ve siz savcı olarak onun peşine düşmek varken onu aynen alacak ve onu yandaş basının kullanması için malzeme hazırlayacaksınız. Bunun ergenekon davası ile ne ilgisi var.Namusum beş paralık ediliyor: Aile namusumuz şerefimiz beş paralık edilmek isteniyor. Ben Sayın Başbakana sesleniyorum, Sayın Başbakanın temiz olduğuna inandığım yüreğine sesleniyorum. Sayın Başbakan Emine Hanım'ın sık sık Brezilya'ya gittiğine dair size bir iftira atılsa, aile namusunuz karalanmak isterse ne yaparsınız.Bari gelin öldürün: Sayın Savcı size sesleniyorum. Bunun altına nasıl imza atarsınız... Vicdanı nasırlaşmamış cesareti prangalanmamış bütün hukuk adamlarına sesleniyorum; biri bizim namusumuzla oynarsa bunun hesabını yargıda sorarız. Ama yargı bunu yaparsa ne yapacağız...Bari gelin öldürün...

25 Mart 2009

Solo Solo Solooo

Bu sabah bir otobüs arkasında gördüğüm ve Solo'nun açık hava reklam kampanyasının bir parçası olan ilan, "“Kim olursak olalım, hepimiz aynı yere geliriz ve hep Solo’yu buluruz” sloganı; daha bir ergenkene bir arkadaşımın evinde, tuvalet kapısında gördüğüm el yapımı posteri hatırlattı bana:
"Tuvaletten çıktığında hissettiğin geçici başarı hissiyle şımarma."

Çocuk o zamandan hayatın anlamını çözmüş...

24 Mart 2009

Şüphe

Bazen cidden kendimden ve zekamdan şüphe ediyorum.

23.03.2009 @Radikal:
Başbakan Erdoğan Bolu’dan Baykal’a yüklendi: Sayın Baykal, geç onu geç. Bu ülke hukuk devleti, burası guguk devleti değil.

Ne demek istiyor şimdi bu adam? Guguk ne, nerden çıkardın, nasıl bir bağlantı kurdun, nasıl çalışıyor senin kafan, laf olsun torba dolsun nereye kadar, neden mantıklı tek bir cümle kurmuyorsun, sen mantıklısın da ben mi anlamıyorum, demagojinin tanımını değiştirmeyi mi amaç edindin kendine, ne, kim, nasıl?!
Sen beni aştın RTE. Ben seninle başedemem. Sokağımdaki kenar mahalle gülüyle de başedememiştim zaten.

Gıccık Kız Vol.2

Bir işi delege ederken "Şunu yapalım", "Bunu bitirelim" diyen müdürlere gıcık oluyorum. Gel beraber yapalım a.k., bak bu saate kadar senin raporunla uğraştım!
Direk, karakterli karakterli, insan gibi "Şunu yapar mısın" de!

23 Mart 2009

Gıccık Kız Vol.1

Paltomun boyundan daha uzun bir etek giydiğimde, yürürken eteğin yukarı doğru toplanmasına gıcık oluyorum.
Grrrr!!!

Alice Kiraz

Rüyamda bilgisayarımda adı Milka olan bir DVD izleme programı vardı, salak program DVD-Rip'leri çalıştıramıyordu. Logosu da aynı Milka'nınki gibiydi. Kızıp laptopumu nehire fırlattım. Eve dönüş yolunda sapa yollara daldık, 12-13 yaşlarında bir piç peşimize takıldı, benim burnuma yumruk attı. Öylece durdum. Sabaha karşı olduğundan ve yatağımı yorgan çekiştiren 2 kedi ile paylaşığımdan acıktığıma, totomun açıldığına ve kedilerden en az birinin patisine maruz kaldığıma kanaat getirdim.

Kıssadan hisse, sabaha karşı görülen rüyalar saçmadır.

Emmi


Hep anlatılan, duyduğum, efsane sandığım uçak inince alkışlayan amca Köln uçağında yanımda oturuyordu!
İlk bakışta pek de dikkati çekmeyen bir amcaydı; 65 yaşlarında, pala bıyıklı, mavi pantolon-kahverengi balıksırtı desenli ceket kombinli, kafasını öndeki koltuğa dayayarak uyuyan, verilen her ikramı alan, kulağında kulaklıkla gösterilen diziyi dinleyen, uçak havalanır havalanmaz kemerini çözen, arada kof kof öksüren bir amca. Uçağın inmesiyle birlikte ise içerisinde bulunduğu miskinlikten kurtulup öyle istekle, şehvetle alkışlamaya başladı ki amcaya bir haller geldi. Sağa sola bakıp adeta "Bakın, istediğiniz kadar eleştirin alkışlıyorum! Ben buyum! Hallelujah!" diye haykırarak alkışlamaya devam etti, ya da kendine yandaş aramış da olabilir. Sonra eski miskinliğine büründü. Uçağın tekerleri yere değer değmez kemerini açıp ayağa kalktı, başüstü bagajını alıp koridoru işgal etti.

18 Mart 2009

Her havzun dibi ayn

Uğraştıra uğraştıra verdikleri/aldığım Schengen vizesini kullanmak gerek değil mi?
Birkaç gün yorgunluktan ölüp otel odalarında sürüneceğim. Maksat şirket para kazansın.
Ne güzel, iyi yolculuklar diyenim gani gani...
Tchüs!

Angelina'lar da aldatılır

Vay annasını dünyanın çivisi çıkmış. Boşu boşuna güzelleşmeye, gençleşmeye çalışıyor bu kadınlar. Adam adam olmayınca neye yarasın köfte dudaklar.
Çok gözümden düştün Brad. Çık dışarı! Kart zampara seni...


18.03.2009 @Radikal:

Amerikan magazin dergisi Star'ın sağlam kaynaklardan elde ettiği bilgiye göre Oscar töreninden sonraki hafta Angelina ile Brad Pitt birbirine girdi. Angelina, gündüz eve geldiği zaman çocuklarının yatak odasında Brad Pitt'i ikizlerinin bakıcısına masaj yaparken yakaladı. Bu manzara karşısında çılgına dönen seksi yıldız akciğerlerini parçalayacak şekilde bağırdıktan sonra Brad Pitt'e sağlam bir tokat yapıştırdı ve ardından bakıcıya dönerek, "Hemen defol ve bir daha da bu eve asla gelme" dedi. Olay karşısında şoke olan Brad Pitt ise , "Sadece ona ağrıları için yardımcı olmaya çalışıyordum" dedi.

Bubble!!

Her zaman yastığa başımı koyar koymaz uyumamla ve telefonun alarmı çalar çalmaz yataktan fırlamamla övünürüm. Asla erteleme kullanmam. Bu sabah, hayatımda 3.defa, alarmı kapatıp geri yatmışım. Tatlı tatlı uykudan uyandığımda ise servisin gelmesine 3-4 dk olduğunu farkettim. Hemen şoföre bir mesaj "Ben sabah yokum." Gelsin metro, otobüs çilesi...
İlk defa alarmı kapatıp geri yattığım gün bir salıydı, sallandı. Bir gün önce, pazartesi tatildi (29 Ekim miydi neydi) ve ben o gün evimi taşımıştım. Yorgunluktan gebermek üzere olan bir insan için gayet normal bir durum. Turumcu'nun telefonuyla uyanıp fırlamıştım, gene kaçan servis, gene metro-otobüs...
İkincisinde sanırım akşamdan kalmaydım. Ya da hastaydım. Ya da sevdiceğim hastaydı. Hangisi olursa olsun gene mazur görülebilir bir durum. Üçüncüsü, yani bu sabahki ise tamamen dalga geçmelik. Aerodinamikyar'ın sitesinde gördüğüm kafadan baloncuk patlatmaca olarak nitelendirebileceğim salak oyuna takılıp 02:00'ye kadar oynayıp sonra 06:30'da uyanmayı beklemek en hafif tabiriyle naiflik değil midir?? Türlü türlü oyun oynamışlığım var da şu baloncuk patlatmacalı, sevimli karakterli, 3'lüyü bir araya getirtmeceli oyunlar kadar hiçbirine takılmışlığım yok. Kendimi yaktığım yetmiyor gibi sevdiceğime de gönderiyorum oyunları, linkleri sonra hep birlikte sapıtmaca. Dün gece kaçta yattın bilmiyorum ama affet beni canımın içi :p
Benim gibi bu salak oyunlara bayılanlara önerim, beni en çok oyalayanlardan Zuma ve Chuzzle. Ama crackini bulup kurup bağımlısı olursanız benden bilmeyin. Gidin insan gibi Knight Online filan oynayın, hiç değilse bir komünitenin parçası olursunuz.

17 Mart 2009

Kanıt

Hayatının bir dönemi Boğaziçi'nde ya da çevresinde geçenlere acı duyurudur:
Mandarin kapanmış.

Ahanda krizin cort diye delip geçtiğinin kanıtı.

Kedililere Müjde!



Kendimi gündemden kopmuş, 70 yaşında tonton nene gibi hissettim.
Droncit artık Türkiye'de bulunuyormuş yahu! Boşu boşuna istetiyormuşuz Alamanya'lardan, İngiltere'lerden. Vış...
Turumcu'nun dediği gibi, "Özal sağolsun. Ne istersek alabiliyoruz."
Ya yaa.. Hortlasın Özal mümkünse...

16 Mart 2009

Ohannesburger



Şu kadının 65 yaşında olduğuna kim inanabilir?
Ebenin şeyi yani Nebahat Çehre...

Öneri

Cuma gecesi sızmadan 2 dakika önce aklıma gelen ve sırıtarak uyumama neden olan önerim:
Ruhani Lider yerine Yuhani Lider.
Yeni dönemler için daha uygun değil mi ama?

Stop!

Bu sabah farkettim ki otobüsle bir yere giderken eğer işlek bir durakta ineceksem asla Dur düğmesine ben basmıyorum. Bekliyorum ki millet kalksın, düğmeye bassın, inip yolu açsınlar, ben de teşrif edeyim, kalkıp otobüsten ineyim.
Tembellik mi insan kullanmak mı bilemedim.

13 Mart 2009

13th Friday sıkıntısı

Severim giyinmeyi retro
Ülker olmasaydı yerdim belki Metro
NCIS izleye izleye olacağım bir Jethro
Yıllarca nedir bu diye merak ettiğim şey UND Ro-Ro

Okulda var kapalı da açık da bir sürü kort
Astım oldum ya çekiyorum içime Symbicort
Ne zaman olacağız belli değil ki mort
Excel'de en sevdiğim formül Sort

Haftalardır elimde bir dosya
Artık bıraksam blog okumayı da çalışsam ya
Bu gidişle ne müdürlük kalacak ne para
Ölümüne Galatasaray forza

Aşık Alice der ki acıktım
Yemeğe de kaldı 15 dakika dayanamadım
Açtım çekmeceyi kremalı biskivüyü aldım
Yiyiverecektim de sabahki zor kapanan fermuarı hatırladım

Zihniyete Çay Demle

12.03.2009 @Hürriyet:

Afyonkarahisar'ın ilçelerine ziyaretlerde bulunan Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, kendisinden iş isteyen kadınlara “Evdeki işler yetmiyor mu?” karşılığını verdi.

Eskiden sözlerini seçerken az da olsa dikkat eder, modern, laik, eşitlikçi, iyi insan portresi çizmeye çalışırlardı bunlar. Artık en ufak bir beyin süzgecinden geçirmeye de gerek duymuyorlar cümlelerini. Hala AKP şeriatçı parti değil diye saf salak ortada dolaşanlara duyrulur, duymak işlerine gelirse...

12 Mart 2009

Güllü

Biliyorum kızmamam lazım, ekmek parası sonuçta. Ama kızmaktan geri alamıyorum kendimi. Olayı anlatayım size.
2002-2004 yılları arasında kapıcımızın kardeşi temizliğe gelmişti evimize. 2 haftada bir gelir, heryeri temizler, bulaşıkları yıkar, nevresimlerimizi değiştirir, pırıl pırıl yapar giderdi. Sonra ben başka eve taşındım, o zamanki ev arkadaşım para ödemek istemedi, koptuk gitti. Fakat o zamanlar da birsürü arkadaşıma Güllü'yü tavsiye etmiş ve hergün gideceği bir işi olmasını sağlamıştık.
Aradan yıllar geçti, Güllü'yü tekrar buldum. Birkaç aydır 2 haftada bir cuma günleri gelip kedileri odaya kapatıp evi tertemiz ediyor, çamaşırları asıp bulaşık makinesini boşaltıyor, dubleks bir ev olmasına rağmen 4 gibi işlerini bitirip çıkıp gidiyor. O kadar güveniyorum ki ona, evin anahtarını da verdim, girip temizleyip çıkıyor. Süper düper hüper dağınık ev arkadaşımın bile arkasını toplamaya yetişiyor. Mucize yani!
Geçen hafta aradı beni Güllü, cuma günleri için başka bir müşteri daha çıktığını, bize salı günleri gelmesinin uygun olup olmayacağını sordu. Bir müşteri daha kazanmış ne güzel diyerek "Peki, deneyelim bakalım" dedim, ama böyle bir oldu bittiden de hoşlanmadım. Geçen salı geldi, pırıl pırıl yaptı evi gene. Bizim evde oturabildiğimiz yegane zamanlar olan haftasonu geldiğimizde ise 1'i pislik torbası 3 kedi yüzünden evi pok götürüyordu, temizlik onlara yaramıştı yani. Bunun üzerine aradım Güllü'yü, denediğimizi ama olmadığını, haftasonu bizim bir daha ortalığı temizlediğimizi, yine cumaya geçmemiz gerektiğini söyledim. Bizim günümüze talip olan kadın her hafta çağırıyormuş onu, cuma olmazsa da almayacakmış Güllü'yü, "Ne yapayım ki şimdi ben" dedi. "Ne yapacağını ben söyleyemem, sen karar ver "dedim. "O zaman size gelmeyim ben artık" dedi. "İyi, sen bilirsin" dedim. Bir tarafta her hafta alacağı para, diğer tarafta bunun yarısından biraz fazlası (Herkesin verdiğinden fazla para veriyorduk biz). Parayı tercih ettiği için yargılayamam onu, ama kızmaktan da geri duramıyorum işte. Şu anda gittiği bir sürü işi de ben bulmuştum ona, fakir insandan vefa beklemek naiflik sanırım.
Baştan bir daha okudum da, uzuun uzuun da anlatmışım iyi mi, düşündüğümden daha çok bozulmuşum sanırım. Yayınlasam mı diye tereddüt ettim şimdi. Neyse her zaman mantıklı yazılar yazacak değilim ya :p

My Guys!



Meredith Dittmar ismini daha yeni duydum sayılır ama yaptığı işleri gördüğümde kendisinin en yakın arkadaşı olmayı istedim. My Guys dediği ve kendi yarattığı karakterleri ve bu karakterleri kullanarak yaptığı panolar için 2 ay aç gezebilirim. 3 de olabilir.
Ne büyük bir şans ki Tünel'de yeni açılan Milk isimli mekanda kısa bir süreliğine (5-28 Mart 2009) bu çılgın bağyanın işlerini görebilir ve ruhunuzu doyurabilirsiniz. Satın alma imkanı da var ama neyse... Bu bloğu okuyanlardan çıkarıp şraak diye $550 verebilecek olan olduğunu sanmıyorum. Varsa bana mail atsın, kendisi ruh eşim olabilir.

- Nerde bu Milk be?!
- Yazıcam çatlama. Galip Dede Caddesi, Balkon Çıkmazı, No:8/A, Tünel. Sanki şimdi şıp diye bulacaksın peh!


11 Mart 2009

5 dakikalık mola

Daha 16 yaşındaki stajerimizin böbrek yetmezliği çektiğini ve 3 ayda bir diyalize bağlandığını öğrendim az önce. Ya çok klişe ama hayatımıza girip çıkan insanların ne dertleri var, hiç mi hiç haberimiz yok. Ne dertleri, ne hayalleri, ne umutları, ne hırsları, ne yılgınlıkları, ne mutlulukları var hiiiç bilmiyoruz. İşin kötüsü bilmeye de çalışmıyoruz. Ben de bu kendi içime döndüğüm 5 dakikanın sonunda unutacağım ve bir sonraki şoka kadar umursamayacağım.
İnsan denen varlık mı rezil birşey yoksa hayat mı boktan bilemedim.

Mizahçıları Sevelim, Onları Koruyalım

9 Mart 2009

Kankaa

Tanı

Allerjik astımmışım.
Vatana millete hayırlı olsun.
Derhal iş ve ev değişikliği yapmam gerekiyor. Tüysüz, tozsuz bir iş ve yerden ısıtmasız bir ev. Mina ve Üzüm ağzımın içinde yatmaya devam edecek ama... Onlarınki tüy değil cennet partikülü :p

Memleketimden politikacı manzaraları

* Enerji Bakan Hilmi Güler, "Karlı bir havada bakanlığın bahçesine güneş panelini kurduk. Ardından ise hamsileri üstüne dizerek hamsi ızgara yaptık. Hamsiler çok güzel kızardı. Bu panelleri böylece denemiş olduk" dedi.

* Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, Gaziantep’te yerel basınla buluşma toplantısında doların tırmanışıyla ilgili soruya, “Ben her gün size ekonomik değerlendirme yapmak zorunda değilim” diyerek tepki gösterdi.

* Başbakan Erdoğan’ın “Ananı da al git” dediği çiftçi Mustafa Kemal Öncel gözaltına alındı. Gerekçe: Başbakan yine Mersin’e gelecek. Ya eylem yaparsa?

* MHP “AKP’nin mitingine katılım düşüktü” deyince AKP Manisa İl Başkanlığı basın açıklaması yaparak basına fotoğraf dağıttı. Ancak fotoğraflarda ‘Photoshop’ marifetiyle insanların kopyalandığı ortaya çıktı.

* "Biz Ankara'dan izin vermediğimiz sürece siz burada taş üstüne taş koyamazsınız.. Onun için eğer birileri size gelip de ben şunu yapacağım, ben bunu yapacağım diyorsa inanmayın. Yapamazlar; bize rağmen yapamazlar" diyen AKP Kırıkkale milletvekili Prof.Dr. Mustafa Özbayrak, dinleyenleri şoke etti.

Tek bir günde bu kadar malzeme veren Türk politikasının yılmaz neferleri!!
Artık komik de gelmiyorsunuz...

6 Mart 2009

La Famili de Unakıtan

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan Amerika'da Cleveland Kliniği'nde bypass ameliyatı olmuş. "Neden Amerika? Neden Cleveland? Neden müzik?" sorularına bakanın zevcesi çok muhterem şahıs, ulu Türk ve İslam bilgini kadın, aziz St.Ahsen Unakıtan "Allah'a dua ettim, nerede bu derdimize en iyi çareyi bulabiliriz diye. Ondan sonra içimde Cleveland yazdı." diye cevap vermiş.
Bisigtiringidinafedersin.
Serviste zaman geçirmek için belki bir bildiği vardır muhterem bağyanın diyerek ben de kapadım gözlerimi, şu aralar en büyük sıkıntım olan geçmek bilmez bronşitimi düşündüm. Hani çaresi yazacak ya içimde. İçimde değil de gözümün önünde bir yumurta görüntüsü belirdi. Benim maneviyatım bu kadar olur deyip konsantrasyonu sağlayıp tekrar kapadım, bu sefer gözümün önünde sahlep yazdı. Ulan arsız bünye! Kahvaltı edicez bir 15 dakka sonra zaten ne bu ne bu?! Bir de peynir, sucuk filan gösterseydin. Elalemin içinde Cleveland doğruyor, bana da hiç olmazsa Süper Loto sayıları görükseydi ya...
Bahtsızım.
Ha Unakıtan Jr. "One Minute" markasını tescil ettirmek için başvurmuş. İlk etapta gıda ürünlerinde kullanılması düşünülüyormuş. Sıvı yumurtadan sonra bakalım nasıl bir zeka küplüğü gelecek.
"One Minute kaybolmayan sakız" çıktı!! Davos hariç tüm bakkaliyelerde!

5 Mart 2009

Süpper Lotto

Yeni birşey öğrendim. Sayısal Loto'da bir sınırlama varmış, bilmemkaç hafta kimse 6 bilemezse toplanan ikramiye devlete kalıyormuş. Aynı haltı Süper Loto'da da uygulamaya karar vermişler.
Zaten toplanan paradan kesintiydi, vergiydi bir sürüsünü cebe indragandi yapmıyor musunuz bre doyamayasıcalar?! İnsanların umutlarına da mı göz diktiniz, Allah binbir türlü belanızı versin de oturduğunuz yere yığılıverin! İşbu sebeple bugün çekilecek hiper ikramiyeli Süper Loto'dan sonra şans oyunlarına para yatırmamaya karar vermiş bulunuyorum. Benim umut arayışım Çankaya'ya yapılacak imitasyon heykelleri finanse edemez kusura bakmasınlar.
Beddua konusunda kendimi geliştirmem lazım. Bir de yeni bir umut kapısı bulmam...

4 Mart 2009

Sığınmacı Alice

29 yaşından küçük olup son 2 yıl içinde alınmış 2'den fazla Schengen vizem olmadığı için Almanya beni potansiyel olarak ülkelerinde kaçak olarak kalabilecek biri olarak görmüş.
Kıçıkırık bir iş vizesi için üniversite diplomamın aslını (Bak seen!), işe giriş bildirgemin aslını (Ohaa!), şirketin ticari sicil belgesinin aslını (Ebesinin...), Almanya ile ticari ilişkimizi gösteren anlaşmaların asıllarını (Şakasın!) vb. bir dolu ek belge istemiş.
Son pasaportumda 4 Schengen, 1 Bulgar, 1 Macar vizesi varken... Bu 4 Schengen'in 3'ünde Almanya'ya iş için gitmiş ve geri gelmişken... İş seyahati için gidildiği davetiye mektuplarından, şirket teminatlarından belliyken... Yanımda Genel Müdür ile seyahat edecekken... Bir akıllı siz misiniz?
Hepsine tamam da... Kaçacak olsam Almanya'ya mı kaçarım a aklı evveller?

2 Mart 2009

Alacağı olsun

38,4 derece ateşim varken,
Soğuk duşlarla bunu düşüremeyip polikniğine gidip serum yemişken,
Akşam üzeri bir şişe daha serum yiyecekken,
Böbreklerim, safra kesem, diş köklerim, başım, gözlerim, saç diplerim, midem ve eklemlerim ağrıyorken,
Tek başına yürüyemeyecek durumdayken,
Yanımda sadece benim yaptığım yemeği ısıtmaktan başka birşey beceremeyen ama iyi niyetli teenager kardeşim varken,

Yardıma gelmeyen, anca bir ihtiyacın olursa haber ver diyen sevgili, ne olsun? Şıkları alayım...

28 Şubat 2009

Msn 101

Babam, msn adresini listesine ekleyen apaçiyi acemilikten kabul etmiş. "Kamera aç, kamera aç!" ısrarlarına verdiği yanıt;
- Ben emekli bir adamım. Gazete okuyorum, beni rahatsız etme.

"Ben evli bir adamım"ı biliyorduk da bu yeni oldu :)

26 Şubat 2009

They call it night

Beirut - Gulag Orkestar
Dinlemediyseniz çok fazla şey kaçırıyor olsanız gerek.

Yalnız biraz üzüyor, benden söylemesi.
Bu akşamki 5.dozumu alıyorum ve hayatıma ağlamak üzereyim.
Bunda bütün götü boklu beyinsiz lise arkadaşlarımın İngilitere'lere, Amerika'lara gidip yüksek lisans yaparken, dondurmacıda çalışmak için gidip vatandaşlık kazanmak üzereyken benim hapishanede gün doldurur gibi zaman/hayat geçirmemin etkisi de oldukça yüksek.
Zeki olan, başarılı olan, mutlu olan, istediğini elde eden, parmakla gösterilen, gururlanılan, ödüllendirilen, özenilen, gıpta edilen bendim.
Böyle olmaması gerekiyordu.

24 Şubat 2009

Test Me

Sabahtan beri sapık gibi aşk, sevgili, kişilik vs vs testleri yapıyorum.
Sonuç olarak yaratıcı zekaya sahip, ruh ikizini bulmuş, doğru kişiyle birlikte, yerine göre flörtöz, deli romantik (deli, çok manasında değilmiş), eski hayatında Fransa'da şarap üreticiliği yapmış, tam bir yalancı, aşkta ciddi, başkaları tarafından "doğuştan lider" olarak nitelendirilen, seçici dost (seçici geçirgen gibi ehuehe aa ne ayıp), planlı savurgan (Nahh! Nerden çıktı o kadar kredi kartı borcu o zaman?!) ve İstanbul çıktım.
Ey yukardaki, bana meşgul olacağım ve çokça çalışmamı gerektirecek bir iş ver. Yoksa yakında burç haritalarına filan saracağım bak, uyarmadı deme.

23 Şubat 2009

3 korner 1 penaltı

Kocaeli'de doğan ve büyüyen bir Galatasaray'lı olarak dün gece hakkında tek yorumum var;
Tanerin Gülleri senin için çok güzel laflar hazırladım. Ama daha güzellerini Sabri'ye ayırdım. Sezar'ın hakkı Sezar'a.
6-7 yıl önce olsa her maçtan sonra arayıp sinir eden tiplerin şerrinden kurtulamazdım. Thanks God yaşlandık, olgunlaştık.

In da system

Pasaportumun geçerlilik süresini uzatmak için Emniyet Müdürlüğü'ne gittim bu sabah. Pasaport Bürosu'nda sağ tarafta iki polis ve kutu kutu pense bir dolu alet gelenleri önce bir elden geçiriyorlardı ki ne olduğunu sıra bana gelince anladım; parmak izlerini alıyorlarmış! Biraz itiraz edecek oldum ama bunun 5 aydır yürütülen bir uygulama olduğunu, kendimi suçlu gibi hissetmemin yersiz olduğunu, parmak izi alma işleminin artık ehliyet alırken de uygulandığını, Allah korusun bir kaza olduğunda üzerimizde kimlik yoksa kim olduğumuzu tespit etmekte kullanılacağını filan zırvaladılar. İtiraz işe yaramadı tabii, paşa paşa verdim 10 parmağın ayrı ayrı izini. Ama polis hatun iki serçe parmağımın ve sağ başparmağımınkileri alamadı, çok bilgisayar kullanmaktan aşınmış, kaliteli bir iz alınamıyormuş muhahah. Bu tespitten sonra parmaklarıma baktığımda ben bir aşınma görmedim, gayet güzel parmaklardı. Halt etmiş o makine.
Sam Amca sana geliyorum!

21 Şubat 2009

Kendimi bunun için mi yorcam ben?

Günlerdir serviste kakara kikiri gürültü arasında parça parça yakaladığım şarkıyı buldum.
Nil Hanım'la yıldızımız normalde pek barışmaz ama arada kendini sevdirdiği de olur. Bu da onlardan biri olabiler.
Seviyorum Sevmiyorum, buradan dinleyebilirsiniz.

Ha, emeğe saygı :p

20 Şubat 2009

Gee-mail!

Bir gmail accountunun altın kadar değerli olduğu günler geldi aklıma durup dururken.
Davet ile üye alındığından hesabı olan ama aslında hiç haz etmediğim bir tipitipe nasıl iyi davrandığımı, salak monologlarına kafa salladığımı filan hatırladım.
1. Çok fena oportunistmişim.
2. Devir çok değişti azizim.
3. Dün akşam da bambaşka bir konuda benzer bir hareket biçimi benimsediğime göre, hala çok oportunistim.
4. Ama bu konuda çok başarılıyım, çok doğal duruyorum :p

Ne pis hatunmuşum be!

18 Şubat 2009

I love you more than...

Şu siteyi görünce "Love is..." yazılı sakızlar geldi aklıma. Şıpsevdi idi sanırım adları?
Şunları bana gönderen olsa da vışşş derdim hani;


14 Şubat 2009

Maruzat

Sevgililer Günü kanun hükmüyle haftaiçine gelsin Hakim Bey!
Sevgi manyağı çılgın çiftler yüzünden ne Taksim'e çıkabiliyoruz, ne sinemaya gidebiliyoruz, ne de yemek yiyebiliyoruz! Evde kaldık kukuman kuşu gibin. İstirham ederim.

13 Şubat 2009

Kimlik problemi

Yazar adım; La Santa Roja
Sitemin adresi; La Santa Roja
Bilimum kullanıcı adlarım; La Santa Roja
Blog başlığım; Alice in Wonderland
Blogger adresim; Wonderworlder.blogspot.com
Msn nickim; Alice

Kimlik bunalımı yaşıyorum a dostlar! Ne yardan geçebiliyorum ne serden aaa!!

Süslü Raziye

Netbook almadan skin aldım.
Araba almadan tekerlek almak gibi bir manyaklık.
Ama şunların güzelliğine bakar mısınız!!!

Aradaki 7 farkı bulun

Herşeyimiz çakma a.k.

10 Şubat 2009

!f !

Bu yıl 12-22 Şubat arasında gerçekleşecek olan !f İstanbul için hala bilet almadıysan yuh sana!
Ben almadım mesela, kendime yuh'u çektim bile. Ama filmlerimi seçtim. Öneri ister misin bilmem ama buyur;

Sita Sings the Blues
Wellness
Edison & Leo
Synecdoche, New York
Tokyo!

Gördüğünüz üzere daldan dala atlarım da bilet bulabilecek miyim bakalım. Ha Ankara'lılar, size de göstereceklermiş filmleri hadi yine iyisiniz :)

Yılın Şarkısı

Başlığım gaykedi'nin Haftanın Şarkısı yazılarını andırdı ama ben başlığımı Radikal'den çarptım.

Coldplay - Viva La Vida

Afferin Grammy komitesine. Gözüme girdiler.


De Adele'miş, John Mayer'miş, Ne-Yo'ymuş, Jennifer Hudson'mış, kim bunlar Allasen? Bir de ödül almışlar iyi mi... (Kendi bilmediğini yok sayan insan modeli çizdim size)

4 Şubat 2009

Out of Office

Antalya'da olmak ama toplantı için gelinmiş olduğundan hiçbir halt yapamayıp salonlarda hapsolmak iğrenç birşey. İstanbul'da olunca turist görmüyoruz bol bol hiç değilse.
Kahrolsun kapitalizm! Ama maaşım yatmaya devam etsin bir zahmet :p

30 Ocak 2009

Fizy!

http://fizy.org

Sadecik, kompaktcık, bir küçücük fıçıcık içi dolu turşucuk.
Müzik parçaları, video klipler, reklamlar, youtube videoları...

Ha bir de made in Turkey.

A Kasımpaşalı in Davos

Gece gece sevdiceğim haberiyle birlikte geldi; Davos'ta kıyamet kopmuş! Açtık televizyonu hemen, izlemeye başladık. Hemen hemen bütün kanallarda boşbakanımız ve Şimon Peres'e yaptığı çıkış, peşinden de kendisini karşılamak için havaalanında toplanan kalabalık gösteriliyordu. Şimon Peres'in konuşmasını dinlemedim, zira onu tekrar tekrar göstermeye gerek duymamıştı televizyonlarımız. Önemli olan bizdik ve bizim boşbakanımızdı!
Şimdi, bir paneldeki moderatörün görevi herkese eşit davranıp daha önce tespit edilmiş konuşma sürelerini konuşmacılara hatırlatmak ve herkesin eşit süre söz hakkı almasını sağlamaktır. Bu bağlamda moderatörün yaptığı götlüktür ipneliktir; sen birine 25 dakika söz hakkı ver diğerine 8 dakika. Bunun yanında Şimon Peres'in R.T.E.'nin konuşması sırasında lafa girip sesini yükseltmesi de affedilecek bir durum değil, sanırsın evde çocuğunu azarlıyor moruk. Ama kendisi lafa karışmadan önce R.T.E.'nin söyledikleri de lafa karışılmayacak şeyler değildi, bunu da kabul etmek gerek. Ne olursa olsun, "Siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz." Davos gibi bir mecrada başka bir ülkenin yöneticisine söylenebilecek bir laf değildir. Peres'in sesinin yükselmesi sonrasında boşbakanımızın "Yaşınıza hürmetim var." demesi de karşısında kendi yaşlarında biri olsa kafa göz dalacağına işaret ediyor olabilir, amman dikkat.
Moderatörün elle müdahelesinden sonra "Davos benim için bitmiştir." diyerek ortamı terkeden R.T.E. bana yine yıllar önce "Avrupa Birliği'ne bizi almıyorlarsa üyeliğimizi de geri çekeriz, bize ne küstük oynamıyoruz." kartını çeken Mesut Yılmaz'ı hatırlattı. İki tepki de ezik Türk halkı tarafından kahramanca olarak nitelendirilmiş ve iki lider de yerlere göklere sığdırılamamıştır. Demek ki formül basit; git uluslararası bir mecrada birine kafa tut, gel oyları topla.
R.T.E.'yi karşılamaya giden halk zorluk çekmesin diye metronun gece 3'e kadar uzatılması, AKP il başkanlıkları tarafından cep telefonlarına "Davos fatihi İstanbul'a geliyor.", "Uyumayın, dünyanın yeni liderini karşılamaya gelin." gibi mesajların gönderilmesi de bu durumun tarafımdan oy kokan hareketler olarak nitelendirilmesi sebep oldu.
Son bir not, bütün Türkiye çalkım çalkım çalkalanırken televizyon kanallarından birinin Amerika ile yaptığı canlı telefon görüşmesinde muhabirin "Amerikalılar olaydan habersiz, sorumuz sayesinde öğrendiler olanları." sözü de nasıl kendi kendimize gelin güvey olduğumuzu, küçük dağları yarattığımızı, dağa küssek de dağın ipinde olmadığımızı şaak diye gösterdi yine. (Evet çok pis atasözleri ve deyimler dağarcığım vardır.)
Ya bildiğin fesat oldum görüyor musun şu gündemin yaptığını... :p

28 Ocak 2009

Ah Arena Vah Arena

Yılların Uğur Dündar'ının artık kafasına bone takıp kamerayı kapıp pastane basmamasının sebebini bu sabah öğrendim.
Dünyada bir ilk ve teklik yapan RTÜK, kamu yararına da olsa gizli kamera çekimi yapmayı yasaklamış. Maazallah bir vakıfa, bir ihalenin arka odasına, tekkeye zaviyeye sokarlar kameraları da al sana bir dolu bela. Olan Arena'ya oldu...

27 Ocak 2009

Mina & Üzüm

Kızımızın mümükleri azaldı, görücüye çıkma vakti geldi.
Beşiktaş'lı değilim, kırmızı kedi olsa bir de yanına sarman alırdım ama şunların uyumuna bakar mısınız!



Lost in the Middle

Hayata geliş amacınızı sorguladınız mı hiç?
Ulan geldik yaşıyoruz, gideceğiz, ne fark yarattım/yaratıyorum/yaratacağım diyor musunuz?
Ben çokça diyorum. Ürettiğim tek şeyin fikir olduğu ama bu fikirlerin kitlelere yayılmak şöyle dursun, bir sezonluk moda olup raflara dizildiğini görmek tatmin değil kalp ağrısı yaratıyor. Üretmek istiyorum dediğimde "Gel bir çocuk üretelim" diyen canım sevgilim, ben maalesef çok ciddiyim bu kaygılarımda. Kalbimi sıkıştırıyor, nefesimi kesiyor hatta. Ot gibi yaşayıp sabah kalkıp işe giden akşamları eve gelip televizyon karşısında sızan bir garibana dönüşüyorum. Daha 26 yaşındayım ama şimdiden emeklilik hayalleri kuruyorum. İşimi sevmiyorum sanıyordum ama asıl sevmediğim şey bu şekilde çalışmak. Dolayısıyla bunun yerine bulacağım bu tip herhangi bir iş de aynı sıkıntıyı yaratacak bünyemde. Dans öğretmeni olsaydım mesela ya da kayak hocası. Stilist olsaydım ya da iç mimar. Bir bar grubunda vokal ya da seslendirme sanatçısı. Tiyatro dekoru yapsaydım ya da kostüm. Bir kitabevinde editör olsaydım. Ol şimdi istediğini olmuyor işte. Kim n'etsin kapitalist bir işletmeciyi? Daha gencim diye kimi kandırıyorum ki, ulan hayatım bitti be! Öleyim ben be!

Öğretmen mum gibidir

23 Ocak 2009'da "siyah ayakkabı ile kahve çanta takılır mı" Google aramasıyla bloğuma ve ilgili yazıma gelmiş biri var a dostlar. Ciddi ciddi halkı bilgilendirme ve aydınlatma misyonu edindim kendi kendime. İlk yumurtasından civciv çıkmış bir tavuk yetiştiricisi gibi hissediyorum kendimi. Midemde kelebekler...

26 Ocak 2009

Gazze ağlamasın mı?

Bu sabah bir Özel Halk Otobüsünün arkasında "Bugün Filistin'e yardım için çalışıyoruz." yazılı bir afiş gördüm. Keza "Gazze ağlamasın" sloganlı Türk Kızılayı ilanları da billboardlarda.
Bu ne saçmalık yahu?
Yanlış anlaşılmasın, İsrail'in Filistin'de yaptıklarını destekliyor filan değilim. Göz göre göre sivil halk vuruluyor, adeta bir katliam gerçekleştiriliyor, yasaklanan/daha yeni denenen silahlarla insanlar kırılıyor, kimse takılmadan insanlık suçu işlenmeye devam ediyor. Gariban Filistin halkı perişan, bombaların altında bir şehir inliyor. Tablo berbat. Ama ben gene de Türkiye'deki bu galeyanı anlamlandıramıyorum.
Bosna'da soykırım yapıldı, kadınlar kızlar toplu tecavüzlere uğradı, insan aklının en ücra köşelerinin bile akıl edemeyeceği işkenceler yapıldı, annelere çocuklarının etleri pişirilip yedirildi, bilinçli bir etnik temizlik yapıldı, insanlık tarihine kara harflerle işlenecek bir trajedi yaşandı. Gazze'ye verilen desteğin kaçtı kaçı verildi?
Endonezya'yı bir yıl arayla iki kere deprem, tusunami vurdu. Onbinler öldü, çocuklar annesiz-babasız kaldılar. Açlık, salgın hastalıklar, evsizlik, parasızlık mahvetti bu yanık tenli adamları. Gazze'ye verilen desteğin kaçta kaçı verildi?
Bu iki örneği de Müslümansa bunlar da Müslüman demek için verdim. Daha pek çok trajedi yaşanırken dünyanın dört bir köşesinde, herşeye gözlerimizi kapatıp Gazze'ye ağlamamız nedendir ey Türk Kızılayı?
Filistin halkı perişan, yeni doğmuş bebek kadar saf/günahsız da ondan bu kadar üzülüyoruz, kahroluyoruz desek... I-ıh, o da değil. Şöyle ki; (Maddeleyim de bir Güneri Civaoğlu tandansı yakalayım)
1. Filistin halkı, topraklarını parça parça İsrail'e satmadı mı da şimdi "Aaa nerden çıktı burnumuzun dibinde bu Yahudiler?!" havasındayız?
2. "Filistin çok barışçıl bir halk, ellerine silah almışları yok." mu acaba? Dini, ırkı okul servislerinin önüne kendini atıp patlatan adam yüzünden ölen çocukları geçersiz mi kılıyor? Özellikle hastaneler, okul önleri seçilmiyor mu intihar bombacıları tarafından?
3. "Filistin halkı bizim tarih boyunca dostumuz olmuştur, yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmemiştir." mi diyorsunuz? O yüzden mi bu sempati? 1.Dünya ve Trablusgarb Savaşlarını bir daha okumalı o halde. Osmanlı ordusunu sırtından vurup binlerce askerin ölümüne sebep olmadılar mı? Tarihi birliktelik bu mudur?
4. Ümmetçisiniz de ondan mıdır bu Gazze hassaslığı altındaki Arap hayranlığı? Ha, o zaman birşey diyemeyeceğim.

Eminim bu yazıma çok hiddetli ve şiddetli tepkiler de gelecektir. Ama zulme, savaşa, acımasızlığa düşmansanız bunu böyle ikiyüzlülükle yapmayacaksınız. Yiten, işkence gören, öldürülen can dini, dili, ırkı ne olursa olsun dokunacak kalbinize. Herkesin yaşamaya hakkı olduğunu ve her insanın değerli olduğunu kabul edeceksiniz. Karalar bağlayıp "Gazze ağlamasın!" diye inlerken at gözlüğünüzü çıkarıp dünyadaki bütün haksızlıklara üzülmüyorsanız da bir sittirin gidin. Gazze yerine siz ağlayın.

Having a Drink

22 Ocak 2009

Çan çin çon

Paran ve zamanın olsa İstanbul dünyadaki en eğlenceli ve yaşanılası şehir bence. Ama ikisinin de yokluğunda ancak pisliğini, tehlikesini, keşmekeşini, pahalılığını çekiyoruz. Yine de seviyorum onu, eşek sıpası. Ahanda sevme nedenlerimden birine bir örnek;

6. İstanbul Japon Filmleri Festivali
Levent Kültür Merkezi’ndeki 6. İstanbul Japon Filmleri Festivali, hem Kurosawa’nın filmlerini perdede görme fırsatı sunuyor hem de olası yeni keşiflerin yolunu açıyor. Bölüm başlıkları şöyle; ‘Büyük Ustalar’, ‘Tanınmayan Seçkin Japon Filmleri’, ‘Günümüz Japon Sineması’ ve ‘Japon Animasyonunun Başyapıtları’.
25 Ocak'a kadar, Ücretsiz.

Ankara'lılar, kıskanmayın. Çözüm basit, taşının! :p

20 Ocak 2009

Gıdı gıdı

Şu vücut denen nesnenin en uyuz olduğum hareketi boğazın gıdıklanması ve kaşınması. Bir maşa alıp bademciklerimi kurcalayasım geliyor. Ha bir de ayakkabı içindeyken ayak tabanının kaşınması var. İkincisini bilmiyorum ama ilki gene hasta olduğuma işaret. Hayat beni neden hasta edip duruyorsun Allahasen?


PS. Deviantart'ı bile Adult/Sexually Explicit diye engelleyen bir Safe@Office uygulamamız var. Bu şirketten nefret ediyorum.

15 Ocak 2009

Uyumsuz musunuz kızlar?

Bir moda ikonu değilim. Hatta modayı yakından takip de etmem, fakat bazı temel doğru ve yanlışlardan haberdarımdır. İşim gereği de yeni trendleri, moda renkleri filan bilirim. Bu konudaki altyapımı sıraladıktan sonra size bu aralar gözüme çok takılan ve de tırmalayan bir ayrıntıyı belirtmek ve aynı yanlışa düşmenizi engellemek boynumun borcudur.
Sabah servise giderken yaklaşık 6 dakika süren yol boyunca bu yanlışla 7 defa karşılaştım. Gözünüzde canlandırmanız için tarif ediyorum; siyah palto, siyah pantolon, siyah çanta, kahverengi ayakkabı. Bu ne be?! Bir, simsiyah kıyafetin altına kahverengi giyilir mi? İki ve daha önemlisi siyah ayakkabıyla kahve ayakkabı eşleştirilir mi?! Kimsenin dolabında aynı tonda ayakkabı ve çanta yok, ama bari yakın tonları eşleştir be gülüm. Kahverengi ayakkabıyla kahve, taba, yeşil, camel filan çanta tak n'olursun. Yapma etme, benim gözlerimi kör etme.
Sosyal sorumluluğumu yerine getirerek uyarımı yaptım. Erkekler siz de kemer ve ayakkabılarınızı uydurun, pantalonla da çorabınızı almayım ayağımın altına. Canlarım benim.
Gavur bir ablamızdan da bize nasıl iğrenç olunur konusunda modellik yapmasını rica ettim, beni kırmadı. Buyrun.


Haftasonu programınız Alice'den!

Bu haftasonu için konser programınız benden :

16 Ocak Cuma : Brazzaville @ Ghetto , 22:30
Client @ The Hall , 23:00

18 Ocak Pazar : Cesaria Evora @ İş Sanat Kültür Merkezi , 20:30

Ben mi? Para biriktirme işlemim inatla sürüyor. Brazzaville ve Cesaria mp3'lerimle evde oturup Efes Kış Birası içeceğim. O biterse de evdeki stoklardan Mastika'dır, Crema Catalana'dır, Absolute'dur ne bulursam...

Seagate sux

Bilgisayarımın 200 gb'lık bir partition'ı çöktü. Başıma ilk defa gelen böyle bir felaket karşısında dilim tutuldu, gözlerim doldu, sinirlendim kedilerime bağırdım, hayata olumsuz bakmaya başladım. Birkaç forum araştırmasından sonra başıma gelen saçmalığın ve hata mesajının çok büyük oranda Seagate'te rastlandığını farkettim. Bir de kaliteli diye eşek yüküyle para verip Seagate alıyoruz?? Adamlar dataları kurtarmak için bir program yapmışlar, iyi hoş, ama 100 küsür dolar. Hem kıçı kırık bir hdd yapamıyorsun cortlayıp duruyor, hem de onu düzeltmek için program yapıp parayla satıyorsun?! Öldürürüm seniiii!! Şey gibi bu, hani Güllüşah camlara taş atar da İbo da camcı olarak tesadüfen(!) o sokaktan geçmektedir. Olaylar gelişir...
Maxtor'u Seagate satın almış. Akıllanmamış biri olarak gidip Maxtor external hdd aldım, Seagate bir kere "kaliteli" diye yerleşmiş ya kafaya... Amma velakin 1 tb 219 TL. E-mule bekle beni anacığım!!

12 Ocak 2009

Yo nigger!!

Cumartesiden beri çok tedirginim a dostlar. Çelik kapı takılacaktı sabahtan, adam kapıyı 2 dk boyunca (yataktan kalkıp saçıma toka takıp kapıyı açana kadar) yumruklaya yumruklaya evdeki herkesi zıplattı. "Ne var alacaklı gibi ne yumrukluyosun kapıyı?!" diye çıkışınca da işte duymadınız sandım da öyle de böyle de diye kıvırdı ama güne bir baş ağrısıyla başlamamıza sebep oldu. Yanında 2 tane zenci yardımcı getirmişti bir de. Bilmeyenler için bir hatırlatma, ben az buçuk ırkçıyımdır. Şöyle ki, Türkiye'deki zencilerden korkarım. Adamların kendi yaşam alanlarında (bir Afrika'dır, bir Amerika'dır, Fransa'dır) korku duymam ama buradakiler Afrika'dan gelip genelde pis işlerle uğraşan adamlar olduklarından uzak durmaya çalışırım. Bir nevi yamyam, bir nevi yerli, diğer nevi tamtamcılar yahu. İşte bu zencilerden biri bana bakıp durdu bütün kapı takma olayı boyunca, ben de bir iki kere "Ne var? Bir şey mi lazım?" filan dedim. İşin bitmesine yakın bir kartvizite yazdığı numarasını bana uzatıp "Call me" dedi ki benim bet beniz attı. Kartı bırakıp "No" dedim, bir 10 dakka sonra giderken gene kartı uzatıp "Pshtt Call me" demesiyle de "No I won't, go away!" şeklinde son derece ne yapacağını bilemez bir cevapla yolladım. Şimdi şikayet etsem ustasına, Müslüman takılan adam belki tutup işten atacak herifi sonra al başına belayı. Bir de evdekilerin alay konusu olmak var :p
Ertesi gün akşam biri kapının ziline bas bas bir hal oldu, Melo'ya "Beklediğimiz biri yoksa açmayalım" demiştim ben de nedense?? Bu kadar basınca birşey var herhalde deyip kapının gözetleme deliğinden baktım; siyah bereli bir kafa. Kilidi çevirip açana kadar koşa koşa merdivenleri çıkıp apartmandan dışarı kaçtı. Ben arkasından bağırsam da durmadı ve yan sokağa sapıverdi. Paranoya konusunda bir efsane olan bendenizin etekleri tutuştu tabii. 9 yıldır tek başına yaşayan bir hatun olarak oldukça rasyonel paranoyalarım olsa da bu mantıksızlıktan kurtulamadım yahu. 2 gün önce takılmış kapının kilidini değiştireceğiz artık :p

8 Ocak 2009

Natacha Atlas in Town

Şimdiden haber vereyim de neden söylemedin demeyin. Gerçi ben de yeni öğrendim ama olsun.
Natacha Atlas bir kez daha Türkiye'de imiş. Cuma ve Cumartesi akşamları son albümü "Ana Hina" (Ben Buradayım) için çıktığı dünya turnesi kapsamında Babylon'da konser verecekmiş. Biletler 25-35 YTL imiş. Bu son albümü dinlemedim ama elektronik öğeleri tamamen kaldırdığı ve akustik bir konser vereceğini duydum. Meraklısına...

PS. Kim bu kadın lo diyenler için kendisi aynı zamanda Kim Ki-duk'un fena filmi Bin-Jip'de (3 İron a.k.a. Boş Ev) baş rol çocuğun sürekli CD'sini takıp çaldığı Gafsa isimli parçanın da yorumcusudur.

7 Ocak 2009

Elektrünk

Pazartesi günü eve gelip elimi elektrik düğmesine attığımda bir sürpriz bekliyordu beni : No electricity! Sevgili ev arkadaşım Melo, 2.kere, elektrik faturası otomatik ödemede olduğu halde, hesabında para bırakmayarak ödemenin gerçekleşmesini engellemiş. Son ödeme tarihi 05.01.2009 olan faturanın, mantıken 17:30'a kadar ödenmesi mümkün olduğu halde eve geldiğim saat olan 18:30'da elektriklerimizin üşenmeden gelinip kesilmiş olması gözlerimi yaşarttı. Güleryüzlü temiz Şişli Belediyesi çalışıyor...

En güzel kısmı en sona sakladım. Tam elektrikçi çağırıp saatteki mührü kırdırırken İtalya'da yaşayan ev sahibim apartmandan içeri girip bizi saati kurcuklarken gördü. İ-tal-ya'da ya-şa-yan! Bunun olma olasılığı nedir ya?!

5 Ocak 2009

Varlığı dert değil de yokluğu yara

Maaş daha hesaba yatmadan paranın gideceği yerleri belirlemek çok acı verici.
Gariban banka hesabım kendini ancak 9 saat zengin sanabiliyor; maaşın yatmasıyla benim bankanın sitesinin başına geçmem arasındaki süre...
İşbu duygular içerisinde yeni yılla ilgili ilk kararımı açıklıyorum : Para biriktirmeyi öğreneceğim! Bu yılın ilk çeyreği için kendime sadece bir netbook alacağım, o kadar. Başka birşey yok! No çizme, no elbise, no parfüm, no elektronik zamazingo, no haşhaş no vitamin! Para biriktirebilmek için kendime bir hedef belirlemem lazımmış, işten ayrılan müdürüm öyle dedi. Ev alayım desem nefesim yetmez, araba desem evin orda park yeri yok deli miyim neyim, motorsiklet alsam annem üşenmeden gelir döver öyle döner evine, 50.000 TL biriktirip sermaye yapayım desem ne fikrim ne azmim var, kısaca bütün koşullar benim para biriktirmemi engeller nitelikte. Hedef önerisi olan varsa beri gelsin.


PS. Domuzcuklu kumbaram da var, ama pembe değil mavi.

2 Ocak 2009

Anket kötü birşey değildir suser kardeşlerim

Tam 1 yıl süren anketimiz 01.01.2009 itibariyle sonuçlandı.
Sorumuz, "Alice'e sayısal çıkınca kimi Türkiye'ye getirtsin?" idi. 181 oy kullanılsa da birçok kişinin birden fazla oy vermesi yüzünden "Şike var!!" nidalarını dillendirebilirsiniz.

Yann Tiersen aldığı 40 oyla %22'lik bir orana ulaşarak birinci oldu. Mimi'nin azmini takdir ediyorum :p
İkinci sırada 36 oy alarak %19 oranda kalan Radiohead bulunuyor. Şu noktada bir gerçeği açıklamak istiyorum arkadaşlar, sizi kandırdım. Zira bütün sayısal paramı versem de bunların geleceği yok Türkiye'ye. Göt korkusu ne biçim birşeymiş anlamadım ki...
Rammstein, 28 oyla %15'te kalıyor ve müthiş sahne şovlarını izleme şansımız elimizden bir kuş misali uçuup gidiyor.
En sona ve dona kalan sanatçımız olan Feist, 14 oy alarak %7'de kalıyor. Oysa ki Feist candır. İnat sayısal çıkınca onu getirteyim de görün :p Zaten bunların içinde en ucuzu da odur.
Sayısal hayallerindeki şu bünyemi motive edip istiareye yatmadan sayıları tutturabilmem için yeni bir anketle karşınızdayım efenim. Thank you for voting. Bilinçli bloggerın da hali başka...

3-2-1-0000!!

Yeni yıl geldi de 2.günü yarıladık bile haaanııımmm!
Mutlu yıllar kafama esenleri okunmaya değer bulup zaman ayıran herkese.
Okumayanlara da mutlu yıllar, hadi ağlamayın :)