30 Mart 2007

god bless the u.s.a.

sam amca arkanızda.
counter koydum, artık her hareketinizi izleyeceğim! nihahahaha
her hareket değil tabii de, yerseniz işte.


28 Mart 2007

spring


mart ayı da devrildi gitti.

kendim adına yine hiçbir şey yapmadığım bir ay olmak üzereyken son bir hamleyle dün havuza gittik. 2 yıldır ayağını suya sokmamış ve bu arada bol bol dumanlanmış biri olarak performansım göz doldurdu. (benim gözümü) ayrıca klorlu su da gözümü doldurdu, acilen bir gözlük alınmalı.

o kadar uzun zamandır kendime dair bir plan yapmamışım ki, bu spor kompleksine üyeliğe karar verdiğimde kendimi çok özgür, rahat ve güçlü hissettim. kendi hayatımı kendime göre planlamaya ne zaman ara vermişim bilemedim, ama şimdi farkediyorum ki buymuş üzerimdeki "ölü toprağı". fazla mı anlam yükledim buna? belki. ama neye ihtiyacınız olduğunu ona rastlamadan bilemiyorsunuz bazen.

bu sene yaz gelmeyecek diyorlar, ben bahara girdim bile :)




24 Mart 2007

Uykusuz


Kare karalamacanın ustasıyım.
Gözlerinin hastasıyım.

1 Mart 2007

mazi

Çocukken "Uçurtmam Bulut Şimdi" diye bir kitap okumuştum.
Adını aratayım dedim google'da, tanıdık cümlelerle dolu bir sayfaya denk geldim.
3 yıl önce tuttuğum blog!
Kimsesizler mezarlığında eski bir dostumu bulmuş gibi hissettim. Karar veremedim hangi adreste devam edeceğime. İtiraf ediyorum, seni hemen gözden çıkarttım blogspot. Sonra eskiyi eskide bırakmaya karar verdim. Orda duruyor, en azından ben varlığını biliyorum.
Ben bilmesem yok bile sayılabilirdi, hiç var olmamış gibi...

9 Şubat 2007

cloud.claude.close.santa.gift.red

bu adresi silgimin üzerine yazıp boynuma asmalıyım sanırım. sürekli unuyorum varlığını, küsüp silecek blogger diye de endişelenmiyor değilim. sevgili blokçum, bu aralar yaptığımız fotoblok senin tırnağının köşesi bile olamaz üzülme, ben dönüp dolaşıp sana gelirim yine.

eylül'de yazmışım en son. o kadar çok şey oldu ki o tarihten beri. çok ağladım, çok üzüldüm, çok kızdım, çok savaştım, çok kazandım, çok yalnızdım, çok eğlendim, çok sevdim, kendi kendime yaşadım çoğu şeyi kimsenin ruhu duymadı. doğarken de ölürken de tek başınayız biliyorum, yaşarken de tek başına olduğumuzu yeni öğrendim. öğrenmenin yaşı yok..

gökyüzüne bakıyorum arada. herşey o kadar güzelken ben neden bu kadar mutsuzum diye. mutlu oluyorum sonra bir an, geçiyor herşey. sonra yine bulutlara dalıp gidiyorum. berrak bir gökyüzüne ihtiyacım var.

17 Eylül 2006

blind

digiturk'um yok maci izleyemiyorum.
bilgisayarim dandik film izleyemiyorum.
antenim dandik, cızırtısız birşey izleyemiyorum.
televizyonum dandik, gidip düğmesinden kanal değiştiriyorum.
visualityden koparılmaya çalışıyorum mütemadiyen. neyse ki ayna var..

30 Haziran 2006

Yeah

biraz gec kalmis bir entry olsun bu da.. hava o kadar sicak ve ben o kadar tembelim ki blog yazmayi unutmusum bile. bir arkadas kendininkinin linkini gonderdi de aa benim de bir blogum vardı dedim.
mac var bi yandan televizyonda. kicimi dondum oturdum bilgisyarin basina. super duper ses sistemimi actim, i remember'i koydum loop'a. ohhh
ay sonu geldi. gecen hafta itibariyle cebimde 20 milyon kalmisti, ne halt yiycem diye dusunurken babamlar yetisti imdadima. 6 aydan sonra ilk defa aileden para aldim, hazir para yemek zevkli birseymis :p
ha, ne diyordum.. tarih 19 haziran. caglayan aradi, bilet var ister misin dedi. istemem mi dedim. bugun oyle gecti.
20 haziran. isten erken kacabilmek icin magazalara gidiyom dedim ofise hic ugramadan. saat 4'te ben fırladim tabii eve. elimdekiler biraktim, arkadaslarla bulusup dogruuuu.. evvet! dogru kurucesme'ye. tabii boyle yazmak kadar kolay olmadi gidis sureci. trafik vardir dediler arabayi almadilar, yuru allah yuru. hatta kos allah kos. bi yandan telefon geliyo, nerde kaldin nerdesin kac oldu diye. bi de son arayisinda bi ayar verdi kendileri bana. bi stres bi stres, agladim agliycam.. neyse en sonunda geldik kurucesme arena'ya. caglayan'ı ararken kusmuğa bastım gıcık oldum. bilete kavusup iceri girebildikten sonrası ise cok hizli, cok sahane, cok super, cok heyecanlı, cok dramatik, cok gozyasli, cok ciglikli, cok sinirlendirici, cok yorucu, cok cok coktu.
yep, bildiniz. im talkin 'bout roger walters, man!

4 Haziran 2006

gitti giden

eve hirsiz girdi. parami, cep telefonumu, mp3 playerimi ve ailemin bana olan guvenini calip götürdü..
cok mutsuzum.


21 Şubat 2006

kabus

şubatın son haftası geldi. 7 haftadır çalışan bir bireyim. hayat çok boktan. bırakın ayı, haftayı, resmen dakikaları sayıyorum. hayatım bir molaya girdi ve tekrar başladığında 65 yaşında emekli bir nene olucam. bu fikir aklıma her geldiğinde, yani ortalama yarım saatte bir, içim daralıyor. çığlık atıp üstümü başımı parçalamak geliyor içimden. bu ben değilim..
bugün hava süperdi istanbulda. güneş tepede, kuşlar böcekler filan. sinirlerim bozuluyor plazanın camlarının ardında. temmuzda, ağustosta herkes denize girer keyif yaparken ben yine o lanet kutuda olacağım. şımarık mıyım? sanırım.. ebeveynler yıllardır yakınmadan sürdürmüyorlar mı bu döngüyü? senin ne ayrıcalığın var? 55 yaşındaki adam hala sabahın 6'sında uyanırken sen ne demeye böyle yakınabilirsin ki, göt! para gelmeli bir yerden, aralıksız olarak.. böyle kurulan bir işten, ya da anaparanın faizinden falan. çıkmaz demeyin şansınızı deneyin.. nahh
birkaç gün önce bir karar vermiştim. kim ne derse desin istediğim gibi yaşıyacağım, hani şu hayatı fazla ciddiye alanların "loser" dediklerinden olacağım diye. ama bu sandığımdan daha fazla cesaret gerektiren birşeymiş.. hep yakınıyor ama harekete geç(e)miyorum. değilim değilim derken bizi uydurmak istedikleri kalıbın bir kopyası olup çıkmışım galiba.. iyi bir okul bitiren, aklı başında, kendisi gibi biriyle hayatını birleştirip 2 tane çocuk yapan, pazarları okuldan arkadaşları ve aileleriyle brunchlara gidip temizlikçi kadınlarını çekiştiren, ajandasına bakmadan tuvalete gdemeyen geleceği parlak kariyer kadını... allahım sen beni böyle bir gelecekten koru :(

29 Kasım 2005

Cebimde daha şık duruyorsun 20'lik

Yirmiiiiii gün olmuş bişiyler yazmayalı. Bu üç haftada diş ağrısı, daha doğrusu diş eti acısı neymiş sonuna kadar öğrenmiş oldum. Bizim afacan 20'liği aldırdım sonunda eti yardırarak. Profesöre yaptırdım ama sevgili çocuklar işlemi eksik yapmışlar 150 milyoncuk fark ödemekten kurtuldum. Şu an cebimde 15 milyon ve önümde geçinmem gereken 1 hafta var, o 150 milyon bi başka yerden çıkmış yani anlamadım..
Makarna stoklarım tamam, gelirken de kredi kartıyla konserve falan aldım. 1 hafta yeşilaycı birey olarak alkol ve sigaradan uzak durmak durumundayım. Dünyevi işler, ne çok dert tasa oldu be üfff!
Dişimin ve şişen yanağımın resmini çektim. Ama buraya koymiyciğim çünkü çok tiksinç böyle siyah siyah ipler falan. Gereksiz yani.. shownomercy'ci gençlikten özel bi istek olursa mail atarım. Bi de psişik doktor çektiği dişi kanlı ve etli bir halde kağıda sarıp bana verdi, ilk gün açamadım korkudan kağıdı da sonra gittim kanını,etini yıkadım. Çatıya atıcam..
Hala işsizim. Arayasım da yok. Ama bulasım var. Armut piş mail inbox'ıma düş istiyorum. Yılbaşına kadar bulamazsam belki İskenderun'a döner, ev kızı olurum. Bi de Arap koca, oh miss..
Canım sıkıldı yine bak. Kestane var fırında yanmasın bari.

10 Kasım 2005

geldiler yine..


Ne olursa olsun..
Kim ne derse desin..
Trafiğinde saatlerce bekletse de,
Soluduğun havamsı şey karbon monoksitten oluşsa da,
Karınca gibi kalabalığı insanı bulandırsa da,
Karnını doyurmak için cüzdanının yarısını boşaltman gerekse de,
Hayatı sürdürmeyi şansa bağlasa da,
Güzel şehir bu İstanbul be...

2 Kasım 2005

döwücem bak az kaldı

sen ne dandirik bi siteymişsin böyle kaç saattir publish edioz entryi göstermion. aaaaaaaa

1 Kasım 2005

loop

Ekim ayını da devirdik gitti. Ritmo caliente..
Okul biteli 4 ay olmuş. Ritmo caliente..
İstanbula geleli 3 hafta. Ritmo caliente..
Yaklaşık 6 saattir uğraştığım puzzleda 300 parça yerleştirebildim. Ritmo caliente..
Odamda dolaşan yolunu kaybetmiş kara sineğe 3 kere Raid sıktım. Sanırım zehirlenerek ölücem. Ritmo caliente..
Perşembe Bursa'ya gidiyorum, bayramda evde kös kös oturmak yok en azından. Ritmo caliente..
Terranegra&Alycia Stefano - Ritmo caliente..

29 Ekim 2005

Gezelim Görelim Öğrenelim Yontulalım

9 Eylüldeki entryde Urfa Antep resmi koyucam demişim. Sözünden dönenin ağzına Tarkan'ın dili girsin..

Mekan: Gaziantep'te Murat Katmercisi
İkinci Bahar'da da adı bolca geçen katmer tatlısı efendim. Gördüğünüz üzre bakır bir kapta servis ediliyor. Bıçağı daldırmanızla beraber içinden yeşil bir sıvı fışkırıyor ki bu antep fıstığı tozu ve kaymak karışımı oluyor. Leziz, enfes, duvara tırmandıran cinsten..

Antep'in meşhur bakırcılar çarşısı.
Kalaylısı, kalaysızı. Cezvesi, cıngılı, tası, tabağı..
Çok otantik bi çarşı, ama allahtan tam olarak turistikleşmemiş. Bu yüzden fiyatlar dudak uçuklatıcı cinsten değil. Bu resimdeki gibi güzel görünümlü dükkanlar olduğu gibi eskiciye benzeyen minik yerler de mevcut. Ayrıca küçücük ufacık tefecik kalay atölyeleri ve bakır işleme yapılan tezgahlar da şukela..

Gaziantep Müzesi'nde ayrı bir bölümde sergilenen ve Bergama'dan çıkarılan mozaikler içinde ayrı bir öneme sahip olan "Çingene Kızı". Bu kızın özelliği resmin çevresinde dolaştığınızda gözleriyle sizi takip etmesiymiş, taşlar ona göre bir açıyla yerleştirilmişmiş. Ben dolandım takip eden olmadı, bilmiyorum..

Geldik Urfa'ya.. Büyük oranda bir dini turizm şehri olarak düzenlenmiş bir yer. Ben pek sevmedim açıkçası. Burası da Urfa Kalesi'nden şehre bir bakış. Kalenin altında meşhur Balıklı Göl var ki bunun da bir resmini sizlerle paylaşacağım..

Ve işte Balıklı Göl. Efsaneye göre Hazreti İbrahim'i(atıyorum tutar umarım) ateşe atıyolar, ateş suya odunlar da balıklara dönüşüyo. O zamandan beri de göl kutsal sayılıyor. Sazana benzeyen inanılmaz sayıda balık yaşıyor bu yapay gölde. 25 yeni kuruşa bi avuç yem alıp balıkları besleyebiliyorsunuz. Onlar da köpek gibi alışmış, kıyıda bi gölge gördüklerinde hemen kıyıya yanaşıp ağızlarını açıyorlar. Yem kapma kargaşasında çoğu yaralanmış, yarasız beresiz balık yok.

Yol üstündeki Birecik'te Kelaynak Yetiştirme Çiftliği gibi bir yere uğradık bir de. Zoomlayarak çekebildim bunu, çok ürkek hayvanlar olduğundan kafeslere 10 metreden fazla yaklaştırmıyorlarmış. Sonbahar yaklaşırken hepsini yakalayıp bu kafeslere kapatıyorlarmış ki sıcak memleketlere göç etmeye kalkıp yolda ziyan olmasınlar.

Bu da taze antep fıstığı, görmeyenler için ilginç birşey. Üzüm salkımı gibi. Dışındaki yumuşak kısmın tadı ise çam reçinesini andırıyor. Gaziantep-Şanlıurfa arasındaki yolun iki tarafı da fıstık ağaçlarıyla kaplıydı. Bu dalı ordan yürüttüm. Çarşıda kilosu 6 YTL ama bir kilo asla yetmez..



Bu haftaki Gezelim Görelim programımız da burda bitiyor. Esen kalın..

bayram, yortu, karnaval, balo, bi de bişiy daha

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun herkesin..
Telefonda annem söyledi bayram olduğunu, yoksa farkında bile değilim. Çocukken paso sabahın köründe tören alanında toplatıp yürütürlerdi. Diz altı beyaz çorap ve koyu renk ayakkabı zorunlu. Ekim sonu soğuğunda kısa çorap.. Az küfür etmedim bütün o pantolonlu hocalara..
Şeker bayramı da gelmek üzere. Her gün bayram ne hoş :) Herkes bir yerlere gitmekte, şimdilik planım yok. Annem dayının yanına git diye tutturdu, olabilir dedim, o da telefonda onlara benim gideceğimi söylemiş. Öff ayıkla pirincin taşını şimdi.. Beni evden çıkarmak için insan üstü bir çaba harcıyorlar. Bugünkü bahaneleri: "Çalışmaya başlayınca böyle gezemeyeceksin.". Ben de: "Çalışmaya başlayınca evimin keyfini böyle çıkaramıycam." dedim. İyice uyuşuklaştım. Kapının kilidini sucu için açtım bugün sadece. Kendi kendimi karantinaya aldım sanırım. Mikrobum daha teşhis edilemedi..


Hiçbir şey göründüğü gibi değildir.
Midir?
Yüzeysel insan olmak istiyoruuuummm
Gördüğümle yetinmek
Altını deşmemek
Televizyonda pembe dizi izleyip onlarla üzülüp mutlu olmak
Başbakan halka sesleniş zırvalığını yaparken ağzımı açıp dinleyebilmek
Başımı yastığa koyar koymaz uyuyabilmek
Ha, bi de uçurtma uçurmak.. Bunu sadece filmlerde gördüm çünkü.

14 Ekim 2005

ondan bundan

istanbul'a döndüm pazartesi günü. o kadar yabancı ve soğuk geldi ki herşey, valizi falan bi kenara atıp gerisin geri iskenderun'a dönmek istedim. şimdi şimdi alışıyorum tekrar. ama yine de i hate this place..
1 haftadır gebeş gebeş yatıyordum burda da, ama dün sabah bi telefon geldi yasemin'lerdeyken, bu sabah için iş görüşmesine çağırdılar. hemen kuaföre gittim insana benzedim falan fıstık. şimdi görüşmeden yeni döndüm, kadın bizim bi derse konuk konuşmacı olarak gelen birisi çıktı. pek şeker ama iş için beni çoktan seçmiş, baskı altında hissettim kendimi. sen onca zaman finans'tan kaç kaç kaç, şimdi stratejik planlama diye finansın göbeğine düş. pazartesiye karar vereceğimi söyledim, bakalım.. içim kabul etmemelisin diyo, beynimse kabul. zehir gibi bi haftasonu beni bekliyor demektir..
geldiğimden beri bi tek gonca, dilek, yasemin ve ceren'i görebildim. sevgili(!) bölüm arkadaşlarımın organize ettiği bi iftar yemeği varmış cumartesi, insanları görebilmek adına gitmeliyim sanırsam.
şimdi farkettim, tam "sevgili günlük" tadında bi entry olmuş. ee kızmayın abisi, günlerdir blog tutmaya tutmaya unuttu çocukcağız nasıl yazdığını.
bu sefer iş görüşmesinde "cici kız" imajına büründüm. böyle sevimli, şeker, sempatik insan; bir nevi çıtır; şirinlik muskası falan. hakkaten işe yarıyormuş bunu gördüm. tavsiye ederim. görüşülen kişi erkekse zaten havada karada, ama kadınsa da bu zararsız bi minik diye düşündürüp(sanırım) onları da tav edebiliyo. bundan sonra böyle yapıla!

günün yemeği: salamlı yumurta
günün şarkısı: bush - letting the cables sleep
günün atraksiyonu: akşama taksim
kız olursa: ışıl
erkek olursa: ışık








4 Ekim 2005

hüeytt

insan bi kere hastalığa kapıldı mı kolay kolay kurtaramıyo paçasını.. kaç haftadır hala mikroplarla, iğnelerle, ilaçlarla uğraşıyorum. bi de bisiklet çarptı koluma, röntgen çektirmeliyim. adımı da bedevi olarak değiştirmeyi düşünüyorum..
sabahtan beri haber kanalları arasında dolanıp duruyoruz. yok müzakereler kitlendi, yok kitlenmekten vazgeçti devam ediyor, yok haber bekliyoruz.. tek birşeyi anlamamakta ısrar ediyor şu garip beynim; başımızdakiler salak değiller, aksine gayet kurnaz yaratıklar. ben salak değilim, en azından öyle sanıyorum. e çevremdekilere bakıyorum, onlarda da salaklık görünmüyor pek. demek ki kimse AB'ye gireceğimize/ ya da en azından bunun diğerlerine uygulandığı gibi normal yollardan olacağına inanmıyor. e kim kandırılmaya çalışılıyo o halde? fazla mı politik bir blog oldu bu ama kaç saattir izle izle patlamak üzereyim. aday olduk şimdi güya, ne serbest dolaşım var ne mali yardım. neymiş, aday olmuşmuşuz. ben de sizi eşeğin arka bacağı ilan ediyorum, ne olcak uygulamada bi değişiklik olmadıktan sonra..
neyse.. çok dolmuşum yahu. pufffff


14 Eylül 2005

yeni bir başlangıç

yaklaşık 1 saattir uğraşıyorum ama sonunda bitti, bütün yazıları ve yorumları tarihleriyle beraber buraya taşıdım. geçen sene yapmış olduğum uyduruk bir blogdu, eski entryleri de silmedim ki nerden nereye görülsün :p
hey sen, okuyucu, eğer bu blogun adresini sana ben verdiysem burda yazılanları anlayabilecek düzeyde olduğunu düşünmemden ve bana psikolog tavsiye etmeyeceğini ummammamdır. eğer kazara gelmiş birisiysen uç..
besides, msn listemde babam, kardeşim falan da ekli. blogumu okuyup kızları delirdi sanmasınlar diye böyle bir önlem almak zorundaydım. sözün kısası, devamı burada..


13 Eylül 2005

la la la la la

kariyer.net'ten, insankaynaklari.com'dan ve secretcv.com'dan nefret ediyorum. blogu da başka bir yere taşıyacağım. aklıma esen saçma sapan şeyleri yazıyorum bazen, bazıları kaldıramayabiliyor..
hiçbirşeyim yok diye üzülüyordum. birisi duymuş beni sanırım; artık pek çok hastalığı olan birisiyim. oley..



dj tiesto - battleship grey. bunu dinleyip bu resme bak..

9 Eylül 2005

NONE 101 - Introduction to Nothing

Alice says:
keşke amazonların derinliklerinde yaşayan keşfedilmemiş bi kabile üyesi olsaydım
Alice says:
tek derdim yağmur, vahşi hayvanlar ve karnımı doyurmak olsaydı
Alice says:
şehirler olmasaydı hayatımda, trafik, tv, internet, borsa, para, bankalar, marketler, alışveriş merkezleri, okul, ofis..hiçbişiy
Alice says:
saman çatılı bi kulübe..
Dredg! says:
fight club
Alice says:
bilmem. bi ölçüde öyle. ama onlarınki yine de popüler kültür içeriodu. benim ütopyam sadece doğal olanı..
Dredg! says:
inci ya çıkmaza gidio her fikir
Alice says:
fikir üretmeyi mi durdursak
Dredg! says:
olmaz ki
Alice says:
Ee?
Alice says:
çıkmazları çıkar oldurtamayacağımıza göre..
Alice says:
Kabulleniş?
Dredg! says:
....