13 Temmuz 2007

Before sunrise it is always the darkest.

- Have you ever heard that as couples get older, they lose their ability to hear each other?
- No.
- Well, supposedly, men lose the ability to hear higher-pitched sounds, and women eventually lose hearing in the low end. I guess they sort of nullify each other, or something.
- I guess. Nature's way of allowing couples to grow old together without killing each other.


19 Haziran 2007

Yemyeşil Bursa

geçen hafta bursa'daydım. haftaya gene bursa'dayım. şurdan kısaca söyleyebilirim ki bursa iğrenç bir yer. gitmeyin, gittirilmeyin. fabrikası bursa'da olan bir işe girmeyin. bursa'da oturan müsakbel kaynananızın ordan taşınmasını sağlayın (bu farazi birşey tabii). velhasıl kelam, neden bu kadar gıcık oldum yeşil şehir bursa'ya? hemen açıklayalım gerçekleri:

efenim ben hayatımda bu kadar, tabiri caizse, taş hatunu sokakta bir arada yürürken görmedim. bu ne rezalettir yahu! kıyafetler inanılmaz, fakat bir tek göbek dekoltesi hayatlarında görmemiş olacaklar ki bilmemkaç yüz çift göz kısa t-shirt'ümün kenarlarında dolaştı durdu. ve tabii ki evrensel gerçek olan güzel kadınların çirkin erkeklerle beraber olması kuralı bozulmuyor, bunca afet-i devran yanında sokaklar maymun adamlardan geçilmiyor! sanırım bursa'lı taş hatunlarımız da kendilerine yakıştıramıyorlar bu adamları ama elimizde bunlar var napalım diyorlar ki sokakta toplasan 100 çiftten ancak 2 tanesi el ele. göster ama elletme gibi bir durum mudur nedir anlayamadım ki... (söz meclisten dışarı, belki de göreceli olrak bunca güzel yaratık yanında tipsiz kalıyodur bu adamcağızlar ya da o gün dışarıya sadece çirkinlerin çıkası gelmiştir ya da öyle birşey işte.. :p )

peki bu kadar sarışın, açık kumral, mavi-yeşil-ela gözlü, ince belli, küçük popolu, uzun boylu hatun bu güzide anadolu şehrinde ne arıyor?? üstelik de taşlı gözlükler, kırmızı rugan pabuçlar, fosforlu renkte body'ler gibi ayrıntıları üzerlerinden hiç düşürmeyerek adeta "bende rusluk var yahu ezelden" diyorlar?? zihnimizde oluşan bunca soru üzerine hemen gözümüzü belediye otobüslerinin arkalarına çeviriyoruz; o da ne?

"bulgaristan'a aktarmasız seferberlerimiz başlamıştır!!"

bunlar göçmen yahu!! şehir göçmen dolu. biri gelmiş yerleşmiş herhalde şansına, sonra bakmış etraf yeşil, cami filan var bolca, amcasını da çağırmış. gelen amca yanında baldız, bacanak ne bulursa toplamış getirmiş. bu gelenlerden gelenler olmuş, olmuş da olmuş yani. ne olmuş sonunda, gökten üç elma düşmüş. biri sarışına biri kumrala biri de kızıla (en güzel elma kızıla ha)


Bkz. Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası. Sizce de savımı desteklemiyor mu??

5 Haziran 2007

hüeyt ulen


i am the queen of the cups.

so... who the hell is this?




28 Mayıs 2007

No se S01E02


zaman çok yavaş, ama bir o kadar da hızlı geçip gidiyor.
dakikalar emeklerken haftalar birbiri ardına devriliyor.
bense ay gibiyim. kendimin ve dünyamın çevresinde dönüp duruyorum bir yere gidemeden.
altını gümüşe dönüştürüyorum ama kimse gümüşün saflığını takdir etmiyor. altının pırıltısını bekliyorlar benden, ama ben altını hiç sevmedim ki.
dünyam ışığını döktüğü kadar karanlığını gösteriyor yüzüme. ama dönüşü hiçbir yörüngeye uymuyor. tahmin edilemiyor. sezilemiyor bile.
kainatta birden fazla aydan bahsedilirken tek dünya olması sinirlerimi bozuyor. mahkumiyet fikri bile yeterince soğutucuyken ben neden hala burda dönüp duruyorum?
bilmiyorum. biliyorum ama kabul etmek istemiyorum. bilmiyormuş gibi davranmak daha az can yakıcı.
keşke delirsem. deliler mutlu olurmuş...


14 Mayıs 2007

No se.


bazen, sadece bazen... hayatımda büyük yer kaplayan bazı insanları hiiiiiiiççç tanımamış olmayı diliyorum.
hayat daha mutlu olurdu benim için sanırım.
ya da olur muydu ki?
olurdu galiba.


8 Mayıs 2007

İtiraf.com

Herkesin garip(!) zevkleri var olabilir, değil mi?

Hatta bakalım bakalım popüler kültüre.

Bugün kendimle ilgili ifşa edeceğim zevkse böyle sapıkça sayılmaz sanırım. En azından aynı görüşü paylaştığım insan sayısını düşününce çevremde bu kadar sapık yoktur herhalde deyip avunuyorum.


Şöyle ki; zevk objemiz kulak çubuğu. Ya da pamuklu çubuk ya da kulak pamuğu vb.

Duştan sonra bu müstesna objeyi kullanarak önce kulağın içini temizleyip sonra da küçükken annenin yaptığı gibi kulak kepçesinin kafayla birleştiği yeri şööyle bir silince... AAhh benden mutlusu yok yahu!



7 Mayıs 2007

ooff

bu hafta da sayısal çıkmadı.
hay a.k. ben böyle işin!!!

4 Mayıs 2007

Fark ediş

İtü-fest'e gideceğim bugün.
Sinir olacağım.
Bi dolu tıfıl etrafta ben yetişkin oldum edasıyla salınacak.
Daha 25'ini dolduramamış ben, kendimi yanlarında ya uzaylı ya da 45'lik gibi hissedeceğim.
Elimin tersiyle çarpmak geçiyor içimden ağzını ayıra ayıra konuşan güya alternatif, aslında hard-copy emolara. Hınç doluymuşum, yeni farkettim.



20 Nisan 2007

Dın dırı dın



Kulağında mp3 player, video klip tadında yürüyen bir insan olasım var arada sırada. Düşününce ne kadar saçma geliyor ama yavaş bir parça dinliyorsanız yavaşlıyor doğa da. Ritim girince koşturmaya başlıyor çocuklar, yaprakları savuruyor rüzgar filan. Hayalgücüm geniştir tamam da, bu kadarını ben bile yapamam sanırım. Bu işte bir iş var :)


18 Nisan 2007

The awful truth

Is it so?


17 Nisan 2007

Körü Körüne Yaşamak.

Hiç yaşamadığım komik ve yanağında 2 damlı yaşlı ergenliğime döndüm gibi. Baksanıza, yine şiir yazacağım. Bahar geldi ya, ondandır belki. İdare edin..
Ama o kadar güzel yazmış ki Can Baba... İnsanın yüreği sıkışabiliyor sadece okurken, sertlikten ve gerçeklikten. Başka da birşey değil...

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.

Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.

Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim" diyeceksin.

Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, ya da pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.

Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...



A pretty good summary.

Daddy was a soldier he taught me about freedom
Peace and all the great things that we take advantage of
Once I fed the homeless, I'll never forget
I look upon their faces as I treated them with respect
And

This is my Vietnam
I'm at war
Life keeps on dropping bombs
And I keep score

Momma was a lunatic, she liked to push my buttons
She said I wasn't good enough, but I guess I wasn't trying
Never like school that much, they tried to teach me better
But I just wasn't hearing it because I thought I was already pretty clever
And

This is my Vietnam
I'm at war
Life keeps on dropping bombs
And I keep score

This is my Vietnam
I'm at war
They keep on dropping bombs
And I keep score

What do you expect from me?
What am I not giving you?
What could I do for you to make me OK in your eyes?

This is my Vietnam
I'm at war
They keep on dropping bombs
And I keep score

This is my Vietnam
I'm at war
Life keeps on dropping bombs
And I keep score

This is my Vietnam
This is my Vietnam

10 Nisan 2007

Yok ol Yok ol Yok ol!

Blog'un dibinde şöyle bir link var;

Kaydol: Yazılar (Atom)

Kaydolmak istemiyorum. Bu link'in görünmesini de istemiyorum. Ama template'i milim milim taramama rağmen buna refer eden bir şey bulamadım. İsyancıyım, anarşistim.
3 kere "Yok ol!" desem işe yarar mı acep?

30 Mart 2007

god bless the u.s.a.

sam amca arkanızda.
counter koydum, artık her hareketinizi izleyeceğim! nihahahaha
her hareket değil tabii de, yerseniz işte.


28 Mart 2007

spring


mart ayı da devrildi gitti.

kendim adına yine hiçbir şey yapmadığım bir ay olmak üzereyken son bir hamleyle dün havuza gittik. 2 yıldır ayağını suya sokmamış ve bu arada bol bol dumanlanmış biri olarak performansım göz doldurdu. (benim gözümü) ayrıca klorlu su da gözümü doldurdu, acilen bir gözlük alınmalı.

o kadar uzun zamandır kendime dair bir plan yapmamışım ki, bu spor kompleksine üyeliğe karar verdiğimde kendimi çok özgür, rahat ve güçlü hissettim. kendi hayatımı kendime göre planlamaya ne zaman ara vermişim bilemedim, ama şimdi farkediyorum ki buymuş üzerimdeki "ölü toprağı". fazla mı anlam yükledim buna? belki. ama neye ihtiyacınız olduğunu ona rastlamadan bilemiyorsunuz bazen.

bu sene yaz gelmeyecek diyorlar, ben bahara girdim bile :)




24 Mart 2007

Uykusuz


Kare karalamacanın ustasıyım.
Gözlerinin hastasıyım.

1 Mart 2007

mazi

Çocukken "Uçurtmam Bulut Şimdi" diye bir kitap okumuştum.
Adını aratayım dedim google'da, tanıdık cümlelerle dolu bir sayfaya denk geldim.
3 yıl önce tuttuğum blog!
Kimsesizler mezarlığında eski bir dostumu bulmuş gibi hissettim. Karar veremedim hangi adreste devam edeceğime. İtiraf ediyorum, seni hemen gözden çıkarttım blogspot. Sonra eskiyi eskide bırakmaya karar verdim. Orda duruyor, en azından ben varlığını biliyorum.
Ben bilmesem yok bile sayılabilirdi, hiç var olmamış gibi...

9 Şubat 2007

cloud.claude.close.santa.gift.red

bu adresi silgimin üzerine yazıp boynuma asmalıyım sanırım. sürekli unuyorum varlığını, küsüp silecek blogger diye de endişelenmiyor değilim. sevgili blokçum, bu aralar yaptığımız fotoblok senin tırnağının köşesi bile olamaz üzülme, ben dönüp dolaşıp sana gelirim yine.

eylül'de yazmışım en son. o kadar çok şey oldu ki o tarihten beri. çok ağladım, çok üzüldüm, çok kızdım, çok savaştım, çok kazandım, çok yalnızdım, çok eğlendim, çok sevdim, kendi kendime yaşadım çoğu şeyi kimsenin ruhu duymadı. doğarken de ölürken de tek başınayız biliyorum, yaşarken de tek başına olduğumuzu yeni öğrendim. öğrenmenin yaşı yok..

gökyüzüne bakıyorum arada. herşey o kadar güzelken ben neden bu kadar mutsuzum diye. mutlu oluyorum sonra bir an, geçiyor herşey. sonra yine bulutlara dalıp gidiyorum. berrak bir gökyüzüne ihtiyacım var.

17 Eylül 2006

blind

digiturk'um yok maci izleyemiyorum.
bilgisayarim dandik film izleyemiyorum.
antenim dandik, cızırtısız birşey izleyemiyorum.
televizyonum dandik, gidip düğmesinden kanal değiştiriyorum.
visualityden koparılmaya çalışıyorum mütemadiyen. neyse ki ayna var..

30 Haziran 2006

Yeah

biraz gec kalmis bir entry olsun bu da.. hava o kadar sicak ve ben o kadar tembelim ki blog yazmayi unutmusum bile. bir arkadas kendininkinin linkini gonderdi de aa benim de bir blogum vardı dedim.
mac var bi yandan televizyonda. kicimi dondum oturdum bilgisyarin basina. super duper ses sistemimi actim, i remember'i koydum loop'a. ohhh
ay sonu geldi. gecen hafta itibariyle cebimde 20 milyon kalmisti, ne halt yiycem diye dusunurken babamlar yetisti imdadima. 6 aydan sonra ilk defa aileden para aldim, hazir para yemek zevkli birseymis :p
ha, ne diyordum.. tarih 19 haziran. caglayan aradi, bilet var ister misin dedi. istemem mi dedim. bugun oyle gecti.
20 haziran. isten erken kacabilmek icin magazalara gidiyom dedim ofise hic ugramadan. saat 4'te ben fırladim tabii eve. elimdekiler biraktim, arkadaslarla bulusup dogruuuu.. evvet! dogru kurucesme'ye. tabii boyle yazmak kadar kolay olmadi gidis sureci. trafik vardir dediler arabayi almadilar, yuru allah yuru. hatta kos allah kos. bi yandan telefon geliyo, nerde kaldin nerdesin kac oldu diye. bi de son arayisinda bi ayar verdi kendileri bana. bi stres bi stres, agladim agliycam.. neyse en sonunda geldik kurucesme arena'ya. caglayan'ı ararken kusmuğa bastım gıcık oldum. bilete kavusup iceri girebildikten sonrası ise cok hizli, cok sahane, cok super, cok heyecanlı, cok dramatik, cok gozyasli, cok ciglikli, cok sinirlendirici, cok yorucu, cok cok coktu.
yep, bildiniz. im talkin 'bout roger walters, man!