26 Mayıs 2008

Cep telefonlarına gıcıklık üzerine

İki tane cep telefonum var; bir Turkcell hatlı ve bir Avea hatlı. Turkcell yıllardan beri kullandığım, her yerde ve herkeste numarası olan standart hattım. Avea ise üniversite yıllarında annemden dolayı aldığım Öğretmen Hattı. Üniversitedeki arkadaşlarımın çoğunun da en az bir ebeveyni öğretmen olduğu için bu hatlara sahiptiler ve hemen hemen bütün konuşmalarımı beleşe (Ayda 11 YTL sabit ücrete) Avea hattından yaptığımdan 11-12 YTL Turkcell faturası öderdim. Ama konumuz bunlar değil. Hatta son derece alakasız. Ama ilginç bir giriş oldu.
Cep telefonlarından ve her an her yerde ulaşılabilme durumundan uyuz olan birisi için çift cep telefonu korkunç bir işkence. Hele benimkiler gibi fazla ilgili ve telaşlı bir aileye sahipseniz; bir telefondan ulaşılamayınca diğeri, o da açılmıyorsa ev telefonu aranıyorsa tuvalette rahat rahat gazete bile okuyamazsınız. Bundan 10 yıl önce cep telefonu mu vardı, nasıl yaşıyordu insanlar da 10 yılda nasıl böyle şey kadar bir aletin oyuncağı olduk diye de Fight Club'vari düşüncelere dalarım arada.
Benim cep telefonlarımın şarjı bitmez. Bu onların ceptelefonuüstü birer varlık olmalarına değil, benim bateri azalınca direk fişe takma huyuma bağlanmalıdır. Fakat kırk yılda bir biterse de ikisi birden biter, beni döt gibi bırakır ortada. Kasım ayında böyle bir rezalet yaşamıştım ki Bayrampaşa İkea'nın ortasında yalancı gözyaşları akıtmama kadar varmıştı o iş. Hatırlamak istemediğim zamanlar... :p
Velhasıl kelam, dün de bitti şarjlarım. Önce Turkcell, sonra Avea. Telefonların kartlarını değiştirdim bu arada, Turkcell daha çok kullanılıyor diye. Pazar gecesi eve döndüğümde telefonları şarjlarına taktım ve açtım önce birini, sonra diğerini. İkisi de peş peşe saat ayarını sordu direk. Çevreme baktım, geçen haftaki Antalya seyahati sırasında camı kırılan çoook sevdiğim kol saatimin acıklı yüzünü gördüm. Başucumdaki pofuduk saate baktım, yelkovanının komidinin üzerindeki ıvır zıvıra takıldığı için ilerlemeyi bıraktığını farkettim. Ayakkabılıktaki duvar saatine baktım, birkaç hafta önce pilinin bittiğini hatırladım. Mecburen Digiturk saatinden ayarladım telefonları. Digiturk saatine güvenmem.
Bu sabah evden çıktığımda sokakta kimse yoktu. Çıkarıp cep telefonuma baktım; doğru saatte evden çıkmıştım. (En salak paranoyalarımdan biri de 1 saat erken ya da 1 saat geç uyanıp evden çıkmaktır. Saatlerin ileri/geri alındığı zamandan kalmış olsa gerek) Her zaman yakalayıp geçmeye çalıştığım ağzı beş karış açık 3 lise talebesini de görmedim. Servis beklediğim yerdeki Netaş elemanları da yoktu piyasaya, keza birsürü dükkanı normalde açıkken kepenkleri kapalı gördüm. Hayırdır işşallahh derken servis geldi, saatim doğruymuş. Vee acı gerçek tüm çıplaklığıyla ortaya çıktı:
Yaz gelmiş de millet şehiri boşaltmaya başlamış bile yahu!

Çalışmaktan nefret ediyorum.

3 yorum:

Cem dedi ki...

Benim iznim bile yok :(

turumcu dedi ki...

Ehuehuehu, yazı nasıl başladı nasıl bitti, büyük bir heyecanla okudum azizim. Ama sonu çok hazin...

Mimi Wonka dedi ki...

Cep telefonuna karşıyım ama benimde 2 hattım var hatta seninkilerle aynı. Bi kere yaklaşık 9 yıldır kullandığım tcell hattımı kaybettiğimi sanmıştım, içine düştüğüm boşluğu anlatamam. Yıllar geçtikçe bu aletler birer uzvumuz haline geliyor gerçekten, korkutucu!!

O fotoğraf da kendimi kötü hissettirdi bi an...