1 Aralık 2011

İnfo mühimdir

İşim gereği takip ve kontrol ettiğim bir twitter hesabı var, hedef kitlemize dahil olan kadınları bulup database'e ekliyoruz. Geçenlerde listeyi gözden geçirirken bir saçmalık farkettim ki şimşekleri üzerime çekmeyi göze alarak yazacağım. Aşağıda göreceğiniz minvalde yazılar takipteki profillerin en az %60'ının "info" kısımlarında yazdığı için bazılarından alıntılar yapacağım:

* Yalnızdı sevgili oldu, sevgiliydi eş oldu, eşti iki meleğe anne oldu...
* Eskiden işi gücü vardı, oğluyla beraber ara verdi. Şimdilerde anneliğin ve oğluyla beraber büyümenin keyfini sürüyor.
* Atatürkçü, Cumhuriyet kadını,yaratıcı dramacı, sevdiği adama eş, iki çocuklu anne, bazen asabi çoğu zaman sevecen, biraz takıntılı...
* 84 doğumlu, iki bıdık sahibi:)
* İstanbul'da bir annenin kahkahları ve gözyaşları
* Eski dış haber muhabiri,şimdi evden çalışan girişimci anne...
* Meraklı Cüce'nin sabah 9 akşam 6 masabaşı çalışan ama ruhu girişimci annesi...
*Anne,es,profesyonel,part-time blogger

Daha gider bu, sonu bucağı yok. Ben anne değilim, olmayı da düşünmüyorum o yüzden bunu anlayamıyor olabilirim ama bir kadının kendini tanıtmak için kullandığı yegane özelliğin "annelik" ve "eşlik" olması da abesle iştigal geliyor, kimse kusuruma bakmasın. İnfo kısmına "Çok da fifi" yazmış birinin bunu anlamasını da bekleyemezsiniz zaten ama yine de, siz bundan daha fazlası değil misiniz yahu?

Ha bir de şöyle birşey var :
"2007 OKS Türkiye 56821.si. 2011 LYS Türkiye 64881.si."
Ahehuahuehua evladım bi' git ya!

12 Ekim 2011

Türk edebiyatındaki ilk trend inceleme yazısı : Trench coat sevdası

Site istatistiklerinden takip ettiğim kadarıyla son 1 ayda absürd sayıda insan trenchcoat, trençkot, trench coat anahtar kelimeleriyle arama yaparak bloğa gelmiş. Sizleri büyük bir dertten kurtarmak boynumun borcu oldu artık. Açıklıyorum :

BELİRLİ KRİTERLER SAĞLANMADIĞI TAKTİRDE DÜNYANIN EN SAÇMA SAPAN GİYSİLERİNDEN BİRİ TRENCH COAT'TUR.
Yağmurdan korumaz, soğukta ısıtmaz & sıcakta terletir, %95 çuvala benzer, açık renkler daha makbuldür fakat hemen kirlenir, boyu olsa kolu uzun gelir & kolunu tutturursun omuzları düşer, böğrü açık olduğundan ciğerler üşür zatürre olunur vs vs.

O halde şu "belirli kriterler"e uymak gerekir değil mi? Bu noktada da işleri sizin adınıza kolaylaştırıyor ve bu kriterleri teke indiriyorum. Tek bir kritere uysun!
Şunlardan biri olsun, ister çamurdan olsun...
Ahh!

23 Eylül 2011

Dream

"Mother was wrong about magnetic pulls. There was only one pull, and she was lying on my back."

Açık ara en sevdiğim film cümlesi. Hala.

6 Eylül 2011

Bir gerilim filmi seti olarak market

Öyle pek ödlek biri değilimdir; taksiye tek başına binemem, evde yalnız kalamam, gece dışarı tek başına çıkamam gibi sıkıntılarım yoktur. Yine de dün yaşadığım 1 dakikalık bir dialog beni öyle böyle tırstırmadı, arkama baka baka eve döndüm de ürkek insanların yaşadığı sıkıntıyı anladım.
İş çıkışı çoğu çalışan insan gibi eve giderken markete uğradım; amacım kahvaltı yapmayınca midem çok yüksek sesle itiraz ettiğinden haftanın geri kalanı için tam tahıllı kahvaltılık gevrek ve yağsız süt alıp eve gitmekti. Marketin raf düzenini halt varmış gibi ayda bir değiştirdikleri için doğru reyonu bulmam birkaç dakikamı aldı, hangini alsam diye fiyatları gramajlara bölerken yanımda birisi bitti ve "Şunu alın, daha hesaplıya geliyor." diye bir ekonomik paket gösterdi. "Sanane yapraam." demeyecektim elbet ama sesin sahibini bir göreyim diye kafamı kaldırdığımda karşımda bir market çalışanı duruyordu. 'İnsanları dış görünüşüyle değerlendirmem, mühim olan iç güzelliği.' yalanını uzun süre önce bıraktım, gayet de değerlendiririm ve karşımdaki çopur ağızlı, 32 diş gülümseyen kel adamdan en basit ifadeyle hoşlanmadım. Gene de iyi aile terbiyesi almış cici bir insan olarak efendi gibi teşekkürümü ettim, alışverişime devam etmek üzere yan reyona geçtim. Peşinden adamdan beni dehşete düşüren monolog çıktı :
-Siz DiaSA'ya geliyordunuz değil mi?
-Hı?
-Hisarüstü'ndeki DiaSA.
-?!?!?! (4 yıldır orada yaşamadığımı not düşerim.)
-Hatırladım sizi.
-Ihııı?
-Siz de beni hatırladınız mı?
-(Hasss) Yok, kusura bakmayın. Çok işim var zaten, kocam bekler, acelem var, hadi size iyi günler.

Şimdi işin yoksa te nerdeki markete git piii

5 Eylül 2011

Adasız kaldık hağnım

Birkaç aylık habermiş aslında ama tatilde Mavi Tur güzergahlarına bakarken Tavşan Adası ve Eşek Adası'nın adını göremeyip babama sorunca öğrendim; bu minik adacıklar artık bizim değilmiş, Yunanistan asker çıkarmış hatta Bulamaç Adası diye başka bir adacığa karakol bile dikmiş. Sessiz sakin bir "al gülüm ver gülüm" vakası da karşılığında neler aldılar acep, onun kokusu ne zaman çıkacak bakalım.
Bir sorum daha var, eşeklere bakıp karpuz kabuğu veriyorlar mıdır?

2 Ağustos 2011

Herkes asil doğmuyor

Komik, şakalı ya da öğretici, ibret alınacak bir hikaye anlatmayacağım. Sadece beni çok eğlendiren ve unutmak istemediğim bir anı.

Zaman, geçen hafta bir gün. Pilates çıkışı Nişantaşı City's giden 3 yorgun ve terli kız; birkaç hafta önce alınan fozen yogurt kuponlarını kullanmak üzere en üst kata çıkar.

LSR : Ben Uykusuz'un Yaz sayısını alacağım, D&R'a uğrayalım mı bir?
turumcu : Oluur.

D&R'a girdiklerinde içinde kitap, film ve müzik olan her tükkanda olduğu üzere herkes bir köşeye dağılıp eline aldığını incelemeye başlar ki ancak yarım saat sonunda o dergi alınıp kasaya ulaşılabilir. Sıradaki tek kadının işinin bitmesiyle kasaya doğru elindeki dergiyi uzatan LSR ile kasiyer kız arasına omuz atarak bir başka kadın girip elindekileri uzatır. Bu tarz durumlarda illa bir şaşkınlığa kapılan ama Allahtan bu kal durumu mikrosaniyeler süren kahramanımız araya girer:
- Pardon ama sırada ben varım?!
Omuzkadın ve kasiyer; tek bir ağızdan kadının daha önce gelmiş olduğunu ama başka şeyler de almak için gittiğini söylerler. İçinden sessizce lahavle çeken LSR, dışından da kendi kendine söylenir:
- İyi taktik valla. Ben de alışverişimin ortasında kasaya bir uğrayıp kendime sıra rezerve edeyim bundan sonra.
Elindeki dergiyi okumaya başlayan LSR, akabinde omuzkadının sesinin hala çıkmakta olduğunu ve kasiyere yakındığını işitir;
- Parayla da asalet olmuyor işte. Asalet sonradan kazanılan birşey değil.

Burada bir parantez açıyoruz :
1. Ne parası len? Nişantaşı'nda dolaşan herkesi fabrikatör mü sanıyor bu kadın? Hmm parayla problemi var. Gaziosmanpaşa'dan gelme bir zengin avcısı olabülür. (Gülmeyin, Akmerkez'e sabah 10'da mesaiye gelir gibi gelirdi bu tipler 2000 başlarında.)
2. Yani bu sıcakta, bu havada, bu saatte, bu konjonktürde 'asalet' kelimesi nereden geldi aklına? Fransız mürebbiye misin? Hmm kafatasçı ya da piç olabilir. Soya fena takmış.

Şimdii cazgır bir hatun olduğumu söylemeyeceğim. Ama böyle gel beni kaşıı kaşıı diyen kimseyi de kıramam, yazık günah. Kaldırdım kafamı Otisabi'den,
- Hakkaten ya, hiç belli olmuyor asaletin kimde olduğu. Bir sıra için bile neler görüyoruz. Cık cık cık. (Bu cıklama önemli, onamama ve hatta kınama ibaresi)
Saniyesinde o 'asalet timsali' kadının döner;
- Susar mısın seeğn?!?
- Hanfendi bence siz susmalısınız zira kimin sessizce durup elindekini okurken kimin hala car car bağırdığını hepimiz görüyoruz.
Pısss. Ah o suratın hali, o bön bön açılan gözler, o sessizce açılıp kapanan Japon balığı ağız!
Deli deliyi görünce sopasını saklarmış. Birden kibarlaştı omuzkadın;
- Biz beraberiz zaten. (Sıraya geldiğimde önümde olanları göstererek)
- Hıh...

(bkz hıh : Çok da fifi, kendini belli & rezil ettin zaten, bundan sonra seninle konuşmam bile kendime hakaret anlamlarına gelen ünlem)

4 Temmuz 2011

Proje No.2

Öküzler gibin birikmiş mailim ve yapılacak işim olduğu için elbette ki çalışmayı canım hiiiç istemiyor ve elbette ki blog okumak, twitter kurcuklamak ve yazı yazmak çok daha çekici benim nazarımda. Velhasıl kelam, pazartesileri de tatil yapıp haftasonunu 3 güne çıkarmaktan sonraki projemi bu esnada sizlerle paylaşmak isterim; "Orientation to Business Life" (Şekilli isim koyalım da millet birşey sansın.)
Projemizin temelinde izinden dönen ofis çalışanlarının işe adapte sürecinde uygulanan kolaylaştırıcı formüller yatıyor. Örnekle anlatalım;
Herhangi 1 zeki, çevik, ahlaklı çalışan 1 haftalık tatile çıkıyorsa izninden 6 gün düşüyor. (Benim işyerim üzerinde yapacağız örneklemeyi zira bu projenin çıkış noktası pek tabii ki önce kendi işimi görmek. Kendim için birşey istemiyorsam namerdim.) Proje kapsamında, şahane bir bronz ten ve morlukları yok olmuş göz altlarıyla tatilden dönen genç, pazartesi sabahı bunalıma girmesin diye ofise kademeli olarak gelecek. Şöyle ki, 6 günlük izne 5 gün adaptasyon süreci gerekeceğinden (Hafta sonlarını bu süreçten düşüyoruz.) programımız şu şekil oluyor:
İlk gün saat 16:30-17:30 saatleri arasında evden çalışma,
İkinci gün 14:30-17:30 arası evden çalışma,
Üçüncü gün 13:00-17:30 ofisten çalışma,
Dördüncü gün 12:00-17:30 ofisten çalışma,
Beşinci gün adaptasyon sürecinde yaşanan zorlukları değerlendirip daha sonra karşılaşılabilecek benzer senaryolar için aksiyon planları düşünmek üzere evde kalıp yatma, filmdir dizidir izleyerek beyni dinlendirirken cuma gecesi planlarını yapma.

Yaşam koçu olmalıyım diyorum inanmıyorsunuz.

10 Haziran 2011

Sonradangürme Alice

Kazık kabilinden bir mantıcıdaydık dün akşam. Yemek sektörü zor iş, ok, anlıyorum ama bazı şeyleri akıl edebilmek de aynı zorlukta değil be kardeşim!

1. Nişantaşı'nın göbeğindeki restorantında masaya adisyonu rakı bardağı içinde bırakmayacaksın!
2. Mariachi var dedikten sonra "Aaa yokmuş!" diye gelmeyecek, bir zahmet gidip yan büfeden bir tane kapacaksın!
3. Bütün yemekleri aynı anda pişirmeye başlamayacak, aynı anda hazır olmalarını sağlamaya çalışacaksın! Bir tabak cazırdarken öbürü buz olmuş halde servis etmeyeceksin!
4. Klimayı akşam 9'da açmayı akıl etmeyeceksin!
5. Birşey yemeyeceğini, hatta az sonra kalkacağını ve bu yüzden hiçbir şey yemek ya da içmek istemediğini söyleyen müşteriyi "Onu için, bunu için, bari çay için." diye sıkıştırmayacak, adama mecburen o çayı içtirmeyeceksin!
6. Tuzluğa karabiber, karabiberliğe tuz koymayacaksın! Çok mu zor aletin üstündeki delikleri saymak; 1 vs. çok diye?
7. Bir tabak mantıya 25 TL alıyorken o hesabının altına +servis ücreti, kuver vs. yazmayacaksın! Giydir bunları fiyatlara, bak sesimiz çıkıyor mu?
8. Yemeği yemediyse müşteri "Bir problem mi var?" diye soracaksın da "Aç değildim."i ya da "İçindeki şunu şunu sevmiyorum."u duyunca "Bir dahaki sefere söyleyin de böyle ziyan olmasın." demeyeceksin! Sanane tarraam, parasını ödedim ister yerim ister yüzüme sürerim?!

Siz ekmeğe bile para kesmeye çalışırken ben danışmanlık ücreti de kesmeyeceğim bakın. Böyle de yüce gönüllüyüm.

2 Haziran 2011

Back to Normal

Bir takım gelişmeler sonucu bazı revizyonları halledebilmek amacıyla bloğu erişime kapatmış idim, öyle sandığınız gibi küçük bir elit topluluğa yazmaya sürdürmüyordum yani :p Asayiş berkemal tekrardan, kaldığım yerden devam...

3 Mayıs 2011

444 0900

Gün içinde bilmem kaçıncı kez arayan 444 0 900 bu sefer kapatılmaz, hınçla açılır:
- İyi günler, LSR ile mi görüşüyorum?
- Evet, ben de Finansbank'la görüşüyorum değil mi?
- Evet Finansbank Müşteri Hizmetlerinden arıyorum, adım Emre.
- Emre Bey, lütfen kişisel almayın ama ben Finansbank'tan bıktım. Hiçbir özel şartlı krediyle, vadeli hesapla, ekstra kredi kartıyla, ev sigortasıyla ya da sunacağınız çok avantajlı kampanyayla ilgilenmiyorum! Lütfen beni daha fazla aramayın, gerçekten yetti artık. Arama listenizden de telefonumu çıkarın, sürekli sürekli arayıp sinirlendirmeyin beni!
- Peki LSR Hanım, iyi günler.

Haftada minimum 2 gün, günde telefon açılmayınca 5 kere arayarak bana bitch'liğin kitabını yazdıran Finansbank'a sonsuz teşekkürlerimle...

28 Nisan 2011

Andım

Bir daha klişelere burun kıvırmayacağıma, Hollywood filmlerini sevip koruyacağıma and içerim!
Hakkaten de evde bulduğunuz ne zamandan kaldığını bilmediğiniz bir makara filmi banyo ettirdiğinizde içinden eski sevgilinin fotoğrafları çıkabiliyormuş. Hatta bu fotolarda da photoshop'lu gibi, arkada orman ve deniz manzarası ile normalde olduğundan daha güzel bir adam gibi çıkabiliyormuş it herif. İşbu durumda ekrana bakarken direk Sandra Bullock kimliğine büründüm, çenemi öne çıkarıp gözlerimi belerttim ki klişe beni affetsin.

21 Nisan 2011

Alfred Hitchcock's Sayko

İtiraf ediyorum; boş zamanlarımda blogda ya da instagram'da beni gerçek adıyla takip etmeye başlayan insanları feysbık'ta aratıp tonla ortak arkadaşımız olduğunu görmekten hasta bir zevk alıyorum. Belki karşılaştık, belki de yakında karşılaşacağız ama ben sizin ciğerinizi görmüşken siz benim kim olduğumu asla bilemeyeceksiniz. Nihahoha!!!

20 Nisan 2011

Bu borcu sarımsaklasak da mı saklasak

Üniversitedeyken bir halt edip Harç ve/veya Öğrenim Kredisi mi aldınız?
Sonrasında dur elim azcık düzelsin, şu telefonun taksidini bitireyim, tatile çıkacağıdım gibi bahanelerle ödemeyi sürekli ertelediniz mi?
O faizler kulağı geçti mi?
2009'daki affı kaçırdınız mı? Ya da 2009'daki aftan yararlandıktan sonra eski alışkanlığınızı hatırlayıp gene ödememeyi mi tercih ettiniz?
Şimdi pişmansınız da ödeyim kurtulayım mı diyorsunuz?

Yukarıdaki soruların hepücüğüne "Evvet!" diye cevap verdiyseniz aha bu linkteki Ek:2/A dilekçesini doldurup borcunuzun bildirildiği Vergi Dairesi'ne APS ya da taahhütlü posta ile:
- Affa ilk defa başvuruyorsanız 2 Mayıs 2011'e,
- 2009'da başvurup ödemelerinizi bitirmediyseniz 31 Mayıs 2011'e kadar gönderiyorsunuz.

Bu dilekçeyle başvurduktan sonra borcunuzu bir kerede ödeyip kurtulabilir ya da taksitlendirebilirsiniz(miş). "Hepcüğünü bir kerede ödeyip kurtulayım, bende para pok!" diyorsanız Ana para+bunca yıldır yediğiniz zammın %25'ini ödeyip temizlenebilirsiniz. Yok 12 taksit yapacağım derseniz toplam ödenecek tutar Ana para+Gelen zammın %50'si, 24 taksitte Ana para+Zammın %75'i, 36 taksitte ise Ana para+Zammın %90'ı. Uslu çocuk olup taksit ödemelerinizi zamanında yaparsanız Şirinler'i görebileceğiniz gibi bu tutarın üzerine bir daha gecikme zammı da uygulanmayacakmış. Ama tek bir taksit kaçırırsak münasip yerlerimizden kan alacaklarından şüphe duymuyorum. Bu aftan yararlanmak için önkoşul da söz konusu borcunuzla ilgili devlete açılmış bir davanız varsa ondan vazgeçmekmiş.

Ben hala karar verebilmiş değilim; ödemeyip heyecan içinde, adeta bir kanun kaçağı gibi maceradan maceraya sürüklenerek mi yaşasam; yoksa babacuğuma azcık tahvil filan alsın diye verdiğim performans primlerimi geri isteyip mal mal borcumu mu kapatsam. Çok ikilemdeyim o dostlar. 2 Mayıs'a çok var neyse ki...

11 Nisan 2011

Fired!

Zamanında kendisini azarladığımda arkamdan Genel Müdür'e "Sektörde daha deneyimli, daha başarılı insanların pazarlama bölümüne alınması gerek." diye mail yazarak kuyumu kazmayan çalışan loser satışçı; bir cuma akşamı apar topar kovulman beni nedense zerre kadar üzmedi. Valla böyle takdir-i ilahilik durumları gördükçe imana gelesi geliyor insanın!

7 Nisan 2011

Herşeyin birşeyi var yahu!

Dün akşam verilen dumanı üstünde taze kararı açıklıyorum:
YETTEERRRR!!!
Açtım anama babama da kızdım, hala memur zihniyetiyle yapılan ve senelerdir bana çelme takmaktan başka bir işe yaramayan "Aman kızım, biraz daha düşün.", "Başka bir yer ayarlamadan bırakma.", "Biraz sakinleş de sonrasında sağlıklı karar verirsin." telkinlerine devam etmeye kalktıkları için.
Yeter!
Bakıyorum çevreme, bir tane parlak zekalı insan yok yahu! Badem bıyıklıların işgal ettiği ve kendilerine mecbur olduğumuz bir devlet kurumuna Atatürkçü Düşünce Derneği'nin çelengini göndermeye kalkacak kadar gerizekalı (Bahanesi de "Biz rengimizi her durumda belli edelim."miş, lan dalyarrak iki ay sonra binadan içeri almayacaklar izniniz yok diye o zaman da gelip bana çözüm bul diye ağlayacaksın?!), 30 tane satışçı abaza herifle dolu diğer departmana popo çizgisi görünen bir etekle gelen yeni elemanı eleştirdiğimde "Bencaa insanlar işe gelirken tarzlarını yansıtan kıyafetler giyebilmeli, kendini değiştirmek zorunda olmamalıaa." diyebilecek kadar sözümonaözgürlükçüamaaslındabeyinsiz, evde ekmek bitse ofistekilere surat yapıp tersleyecek kadar profesyonellikten uzak, herrr Allahın günü aynı saatte öğle yemeğine çıkmak için çağırdığımda "Dur tuvalete gidicem." diyerek 4 kişi arka arkaya tuvalet sırasına girecek kadar kendiçişindenbilehaberiolmayan salaklarla aynı yerde çalışıyorum. İlaç için bir tane akıllı adam olmaz mı yahu?!
Ama sadece iş değiştirmek de yetmiyor artık, meslek değiştirmek gerek zira bize "Pazarlama böyle yapılır." diye öğretilenler bu ülkede yokmuş da burada yapılan anca pazarlama sekreterliği imiş. Almanya'da kararlaştırılmış ve denenmiş kampanyayı buraya uygula, İngiltere'den şu ürünleri getirip lansmanını orada belirlenmiş marka imajını yansıtacak şekilde yap, Amerika'nın online stratejisini örnek al, bla bla bla! Gidip 1500 TL'ye ajanslarda sürünücem bu yaştan sonra. Hiç değilse çalışırken aktif&pasif birlikte sigara içer daha kolay kanser olurum.

29 Mart 2011

Uzun Cümleli Şanslı Yazı

Markette biber almayı düşünüp evde vardır diye vazgeçmişken, eve geldiğimde son 1 haftadır Macaristan'da olmamdan mütevellit biberlerin çürüdüğünü gördüğümde üzerime çöken anlık bezginliğin ardından market poşetinden - muhtemelen bir sonraki ya da önceki müşteriden kalan - 3 adet biberin çıkmasının akabinde; ellerimi havaya kaldırıp "E Allahım saol da hazır bana kıyak geçmeye başlamışken bir de sayısal çıkarsan, hı? Ha ayrıca bir de bu adamlarla ne halt etmek istediğimi bulmama yardım et bir zahmet." çingen pazarlığına girdiğim doğrudur. Başka türlü hareket etmek abesle iştigal olurdu.

9 Mart 2011

Schenger

Vize almak zorunda olmaktan nefret ediyorum, gerçi kimsenin bu iğrenç işlemi sevdiğini de sanmam. Ama şimdiye kadar Avrupa ülkelerinin hiçbirinde bir problemle de karşılaşmamıştım; şirket evrakları toparlar, acenteye gönderir, onlar da başvuruyu yapıp birkaç gün içinde fiks 6 aylık Schengen vizesiyle geri gönderirlerdi pasaportumu. 24 yaşına kadar yeşil pasaport güzelliğini yaşamış biri olarak daha fazlasını yüreğim kaldırmazdı zaten.
Ve fakat n'oldu? Sevgili Almanya vize alım prosesini değiştirdi! Artık son 24 ay içinde kullanılmış en az 2 tane kısa ya da 1 adet yıllık vizeniz yoksa, iş icabı gidiyor da olsanız kendiniz başvuracakmışsınız konsolosluğa. Anca 2 hafta sonrasına randevu alarak başvuruya gidebileceğinizi de aklınızda bulundurun. Hadi benim kullanılmış 3 tane 6 aylık Schengen'im varmış da gitmekten kurtuldum diye seviniyordum ki acele etmişim, zira vize başvuru işleyişini değiştiren sevgili Almanya, vize sürelerini de değiştirmiş. O kadar evrak, başvuru, bekleyiş sonunda 90 günlük bir vizeyle kişisel rekorumu kırdım a dostlar. 90 gün nedir yahu?! Velhasıl kelam, Fransa vizeyi kolay ve uzun süreli veriyormuş; hadi herkeş oraya.

18 Şubat 2011

İcat çıkarmak

Şimdi çoğunuz biliyordur belki bu diyeceğimi, hatta utanmadan tek gayesi sizlere birşeyler katmak olan bendenizi "Salak, yeni öğrenmiş!" diye aşağılayabilirsiniz de, ama tüm bu riskleri göze alıp bu buluşumu sizlerle paylaşacağım. Asıl cesaret budur.
Bir adet Chrome sayfası açılır. Adres çıbığına atıyorum bir "www.zargan.com", bir "www.seslisozluk.com" yazılır, ardından Tab tuşuna basılır.
Voila! Sayfaya girip tekrar arama kutucuğuna kelimenizi yazmadan direk buradan site içinde arama yapabilirsiniz.
Bence çok faydalı bir eser oldu bu post.
P.S. Elbette ki Enter'a basacakken yanlışlıklan Tab'a basarak farkedildi bu kısayolü, ama yanlışlığın boyutunu bir Tab'e bir de Enter'a baktığımda daha net farkettim. Bence söz konusu kendi bilinciyle hareket eden ve adeta benim değil Tanrı'nın olan afacan bir serçe parmak.

6 Şubat 2011

Mikrobük

Facebook sayfam bu aralar pek bereketli; her hafta kesin bir düğün, bir nişan, bir söz haberi yayınlanıyor. Yıllardır görmediğim kızların beylerinden haberim oluyor böylece. Tek söyleyebildiğim;
Aman yareppim!!!
Yine eli yüzü, boylu poslu kızlar hepücüğü maşallah, bu hilkat garibelerinin yanında ne arıyorlar yahu?! Bir tane mi yüzüne bakılır adam olmaz, nedir bu? Bodur, kel, göbekli, beyaz saçlı, çiçek bozuğu ciltli, boyacı tipli adamlar ele geçirmiş kuşağımın kızlarını. Korkuyorum günlük, salgın bir hastalık da bu, bana da bulaşır diye. Maske ve antibakteriyel jel ile dolaşacağım artık dışarıda, olmadı insan ırkıyla iletişimi keseriz yapçek birşey yok.

2 Şubat 2011

Yuh ak

Yurtdışında bulunan İrlandalı Genel Müdür'ün karısının, feng shui'ye göre adamın odasını temizlemek için ofise gelmesi kabul edilebilir bir durum değil elbet. Ama tütsü yakıp ofisin içinde dolanması, elindeki havanda birşeyler döverken her köşeye uğraması, sürekli çan çalması ve alerjik astımlı biri olarak kendisine öksürükler eşliğinde "WTF?!" bakışı attığımda gülümseyip oraya buraya üflemesi artık aymazlık oluyor sanki?
I hate this place.
I hate this place.
I hate this place.

31 Ocak 2011

Ben Bugün Vol.2

Karıncalardan oluşan 20'şer parmaklı iki el, ense kökünüzde doğup şakaklarınıza doğru yükselip alnınızdan tuttuğu gibi aşağıya, karanlığa çekiyor.

Narkoz almak böyle birşeymiş, ben bugün bunu öğrendim.

28 Ocak 2011

Miranda Hissiyatı

Şimdi bu fotoğrafa bakınca şefkat duymam, büyülenmem, duygulanmam, gözlerimin kamaşması, yüreğimin kabarması, hatta gözlerimin dolması gerekiyor sanırım yaşım ve cinsiyetim itibariyle. Mâmafih bu fotoğrafın bende uyandırdığı sadece iki duygu var:
1. Kıskançlık. Kadının içinden dana kadar canlı çıktı, hala taş gibi ırıspı!!!
2. İç bulanıklığı. Süt vermek inek, koyun ve keçilerin işi olmalı. İnsanın memesinden süt çıkması, bir de küçük bir insanın yapışıp cok cok emmesi çok çirkin birşey ya!

Bloğu okuyan anneler ve anne adayları da kusura bakmasın ama n'apıyım, sanırım hatalı üretim olmuşum ben.

27 Ocak 2011

Ateşölçemez


Elinizde şu soldakilerden, hele ki sağdakilerden varsa ona gözünüz gibi bakın; koruyun, esirgeyin, pamuklara sarın. Zira artık bu civalı termometreler yasaklandığı için piyasada bulunmuyormuş, geçen hafta yaklaşık 6 tane eczane dolaşıp sonuncusunun elinde kalmış olan sonuncu termometreyi aldım, mutluyum. Teknoloji ile aram iyidir de elektronik termometrelere güvenmiyorum n'apayım? Peşpeşe yaptığım ölçümlerde elektronikte 37, civalıda 37,8 derece çıkması da bu güvensizliğimin geçerliliğini kanıtlamıyor değil hani...

20 Ocak 2011

Bir Edebiyat Öğretmeninin Kızı Olmak

Bir insandan; de'leri ki'leri ayıramıyor, neden bahsettiğini anlamak için yazdıklarını en az iki kere okumak gerekiyor, noktalama işaretlerinden haberi yok diye soğunur mu?
Soğunur. Gayet net.

19 Ocak 2011

B vs. T

Kendimi kötü hissediyorum salağın önde gideni gibi, konunun ne olduğunu yazınca siz de bana hak vereceksiniz. Ama yüzüme söylemek yok, içinizden gülün.
Gözümde şöyle canlanıyor; blogger liseden beri aşık olduğum, üniversiteden hemen sonra evlendiğimiz, misyoner dışında pozisyon bilmediğimiz, ailemin çok sevdiği sweetheart vefalı kocam; bunun yanında tumblr blogger'la yaptığım herşeyi ama daha da fazlasını yapabildiğim, spontane, eğlenceli, deli dolu, dengesiz, atarlı ve ateşli bir yasak aşk. Aldatıyorum blogger'ı ama onun verdiği güven duygusundan da vazgeçemiyorum. Tumblr beni çok eğlendirip gözümü gönlümü şenlendiriyor ama eğlenilecek adam kategorisinde, arada sırada birden yok oluyor, nerede kiminle ne yapıyor bilemiyorum.
Tanrım blog sitelerini aşıklara benzetmeye başladım, ne kadar hareketli bir duygusal dünyam olduğuna buradan pay biçebilirsiniz.

E-Devlet Kapısı

Gençler!
Alıyorsunuz nüfus cüzdanınızı, derhal size en yakın PTT'ye gidip "Ben e-devlet şifresi almak istiyorum." diyorsunuz, 1 TL'yi verip 1 adet dekont, 1 şifre zarfı, 1 de taahhütnameyi (Aynısından bir tane de imzalayıp PTT'ye bırakacaksınız.) alıp bilgisayar başına geçiyorsunuz. www.turkiye.gov.tr adresinden Sisteme Giriş'i e-devlet şifresi ile yaptıktan sonra şifrenizi minimum 8 haneli, harf&sayı karışık yeni bir şifreyle değiştiriyorsunuz (Dikkat, sakın unutmayın, yoksa yeni zarf için 1 TL'nizi daha alıyorlar. Yeküne bak hele!) En tepede bulunan Adalet Bakanlığı başlığından Adalet Bakanlığı Mahkeme Dava Dosyası Sorgulama linkine tıklayarak taraf olduğunuz dava detaylarını inceliyor, bu esnada "Hassekter!" diyorsunuz. Kredi kartı borcu, elektrik faturası, TTNET faturası gibi arkanızdan sinsice kovalayıp katlanarak büyüyen düşmanlarınıza hemen avukat kankalarınızla cevap veriyorsunuz. Hadi bu kıyağımı da unutmayın.
Ha, tabii ki benim sorgu da beyaz bir sayfa olarak çıkmadı, ama en azından takipsiz imiş. Hem öyle pürüpak biri var mı ki ülkede?

17 Ocak 2011

Drinking Game

İçki oyunları ergen işidir kabul ama ergen oldukları kadar da eğlenceli olduklarını unutmamak lazım. Genel kültür açısından, cuma akşamı 12 kişilik grubun en sağlamı olarak kalanlardan biri olduğum için "Büyüksün"ü kaptığım oyundan bahsetmeli.

Ortaya 2 deste oyun kartı, herkese birer shot bardağı, bir büyük bardak ve 25-30 bira konulur. Masanın çevresine geçen gençler sırayla birer kart çeker. Çıkan karta göre bir takım şeyler yapılır, bunlar:
A - Herkes birer shot atar.
2 - Kartı çeken 2 shot atar.
3 - Kartı çeken 3 shot atar.
4 - Kartı çeken 4 shot atar.
5 - Kartı çeken kişi, 5 shot'ı istediği insanlara paylaştırır. (3'ünü X içsin, 2'sini Y gibi. O gün yüklenmek istenilen biri varsa -örneğin doğum günü çocuğu- hepsi tek kişiye yüklenebilir)
6 - Kartı çeken kişi, 6 shot'ı istediği insanlara paylaştırır.
7 - Kartı çeken kişi, 7 shot'ı istediği insanlara paylaştırır.
8 - Tuvalete gitme hakkı. (8'iniz olmadan tuvalete gitmek yassak!)
9 - Kartı çeken kişi dönüp birine bir soru sorar, soru sorulan kişi de dönüp başkasına. Aynı soruyu sormamak, sorulara cevap vermemek, kitlenip kalmamak gerek. Yanan ceza olarak 3 shot atar.
10 - Oyunun akış yönünü ters çevirir.
J - Kartı çeken kişinin de içinde bulunduğu bir grup söylenir, gruba dahil olanlar 3'er shot atar. (Örneğin benim için "Kızlar", "Kıvırcık saçlı olup koyu renk saçlı olmayanlar" vb. Soruyu istediğiniz kadar uzatıp tek kişiyi hedefleyecek kadar daraltabilirsiniz. )
Q - Kartı çeken kişi bir kelime söyler, yanındaki o kelimenin içinde geçtiği bir şarkı bulmaya çalışır. O bulursa yanındakine geçer, kim kitlenirse ceza olarak 3 shot atar.
K - İlk üç papazı çekenler ortadaki büyük bardağa gönüllerinden koptuğu miktarda bira döker, sonuncu papazı bulan bardağı fondipler.

Yılbaşında bu oyunu oynayıp maymunluklarını videoya çeken grubun görüntülerini izledikten sonra götü başı dağıtıp mesaneyi patlatmak konusunda tedirginlikle başladığım oyunda 2 elde 3 adet 8 çekince rahatladım ve sakin sakin keyfini çıkardım. 8'lerden birini arkadaşa hediye ettim, birini 15 TL'ye sattım, diğerini de hadi boşa gitmesin bari diye son kart çekilmeden kullandım. İlk ellerde peş peşe bütün 4'leri çekerek hızlı bir başlangıç yapsam da sonrasında Asmalı'da oturup biramı yudumluyorum havasına girdim. Yalnız birayı zaten pek sevmem, içince Mariachi içerim, bi' de shot olunca bildiğin tiksinç geldi, börblemekten bi' haller oldum ki biliyorsunuz kızlar geğirmez, kakaları da pembedir.

12 Ocak 2011

Introduction to Puştluk

Hala bunu öğrenememiş, uzaydan gelen ya da hayatının baharında olan genç adem oğulları; sizler için kıyak bir bilgi vereceğim. İşte geliyor...
Bir hatunun ilgisini çekmenin en kolay ve zahmetsiz yolu, kısaca dengesiz olmaktır. Hatun iki gün önce "Aslında hiç fena adam değilmiş yea, bir bakalım bakalım." derken bir anda "Şimdi neden böyle davrandı, amacı ne, ne demek istedi, ne yapmaya çalışıyor, ne istiyor, manyak mı?!?" diye aklına düşmeniz işten bile değil.
Teoride hepimizin bildiği şey işte. Pratikte neden hala işliyor o halde?!?

11 Ocak 2011

DiziMania

Kadnlarla dolu bir ofiste çalışıyorsanız "mahalle baskısı"nın değişik bir türüne maruz kalabilirsiniz ki bu popüler Türk dizilerini takip olarak tezahür eder. Yaprak Dökümü, Hanımın Çiftliği gibi ekstra damardan dizilerden kurtulabilsem de "Öyle bir Geçer Zaman ki"yi en azından fragman bazında takip elzem durumda şu sıralar, çarşamba günü "Neden bahsediyor bunlar?" uzaylısı olmamak için. Az önce biten bölümün son 15 dakikasını izledim, bildiğin kin doldum. Bu sabah da şöyle bir habere denk gelmiştim konuyla alakalı :

11.01.2011 @ Radikal :

Televizyonun çok izlenen dizilerinden ‘Öyle Bir Geçer Zaman ki’nin Alman oyuncusu Wilma Elles, Türkiye’de çok beğenildiğini söyledi. Oyuncu, Kölner Express gazetesine Türkiye’deki genç kızların kendisi gibi olmak istediğini belirterek, “Dizide arka planda oynamama rağmen bana tapıyorlar” ifadesini kullandı....

Kadın, kadıınn!!! Erol Taş sendromundan muzdaribim; sokakta görsem taşlayacağım seni yeminlen! Irıspıı!!!

Bana dizi izlemek yaramıyor sanırım.